Rusya Federasyonu’nun 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesiyle başlayan Rusya-Ukrayna savaşı 11 yıldır devam ediyor. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik geniş çaplı bir işgal başlatmasıyla belki de modern dünyanın en kanlı çatışmalarından birine dönüşen bu savaş işgalin 3.yılında hala tüm şiddetiyle devam ediyor. Nüfus, toprak, asker mevcudiyeti açısından her türlü dezavantajlı konumda olan Ukrayna, büyük komşusuna karşı olan direnişini sürdürürken dünyanın dört bir yanından gönüllüler çeşitli sebeplerle işgal altındaki Ukrayna’ya desteğe gidiyor. Bunların kimisi maceracılıktan, kimisi ideolojik sebeplerle, kimisi işgale uğrayan ülkenin halkıyla taşıdığı akrabalık ilişkilerinden ötürü bu kanlı savaşta kendisini riske atıyor.
Modern dünyanın en kanlı çatışmalarından birisine gönüllü katılan bu insanların arasında ülkemizin vatandaşları da bulunuyor. Peki bir Türk vatandaşını Ukrayna topraklarındaki hendeklerde ölümle burun buruna yaşamaya iten motivasyon nedir? Bir Türk vatandaşının yabancı bir devlet için askerlik yapması suç değil midir? Karadeniz komşumuzu savunmak için mücadele eden kaç Türk vatandaşı var? Tüm bu soruları Ukrayna’nın Uluslararası Lejyon’unun bünyesinde savaşan Türklerin oluşturduğu Turan Birliğinin bünyesinde takım sıhhiyesi ile görev yapan Ali Dilsiz’e sorduk;
Emre: Bugün Ali Dilsiz eşliğinde Türklerin Ukrayna’da oluşturduğu yeni Turan Birliği hakkında konuşacağız. Türkler Ukrayna’da ne zamandır savaşıyor? Medyaya düşen ölüm haberleri, ele geçirilen kimlik haberleri… Bunlar ne kadar gerçeği yansıtıyor? Ve Turan Birliği ile beraber Ukrayna’daki Türkler ne yapmak istiyor? Açık davetle beraber oraya gelecek Türkler nasıl bir süreçten geçecek? Bunların hepsini birlikte bugün Ali Dilsiz’le beraber konuşacağız. Öncelikle Turan Birliği’ne geçmeden önce birazcık Ukrayna’daki Türklerin süreci hakkında konuşmak istiyorum. 2022’den beri Rus-Ukrayna savaşında ne kadar Türk savaştı? Hala savaşmaya gelen Türkler var mı? Geçenlerde bir drone saldırısı sonucunda Sedat Kök adlı bir Türk vatandaşının savaşta öldürüldüğü haberi geldi. Geçtiğimiz aylarda yine sığınakta yirmi yaşındaki bir Trabzonlu Türk gencinin hayatını kaybettiği haberi gelmişti. Biraz bu konu hakkında bilgi almak istiyoruz. Sözü Ali Dilsiz’e bırakıyorum.
Ali Dilsiz: Öncelikle ilgin için teşekkür ediyorum Emre kardeşim. Burada Turan Birliği’nden bahsetmeden önce dediğiniz gibi bazı kayıplarımız oldu maalesef. Bu arkadaşlarımız bize bağlı birliklerde görev yapmıyorlardı, öncelikle onu belirtmek isterim. Zaporijya cephesinde maalesef bir keşif görevi sırasında Sedat Kök, nam-ı diğer Bayonet isimli arkadaşımızı kaybettik. Allah mekanını cennet eylesin, taksiratlarını affetsin. Bunun haricinde Ukrayna’da 20 yaşındaki Trabzonlu, Taçanka lakaplı Görkem adlı bir arkadaşımız var. Şu an kendisi yaralı ve hastanede tedavi altında. Onlar da Azov taburlarıyla beraber bir saldırı gerçekleştiriyorlardı. Buradaki Türk yoğunlukları, Türk popülasyonu, Türklerin savaştaki rolünden bahsedecek olursak, şu anda bizim Turan Birliği olarak birliğimizde 15 tane Türk ve Türkiye askeri bulunmakta. Yani bunlar Türkiye’den ve Azerbaycan’dan gelen savaşçılar. Bunun haricinde Ukrayna saflarında savaşan toplam Türk sayısına gelirsek, bu iddia Rus kaynaklarına ait ve tam olarak resmi bir sayı değil, ancak Rus kaynaklarının paylaşmış olduğu bilgilere göre şu anda Ukrayna saflarında savaşan 60-70 civarında Türk bulunuyor. Bizim bunlarla hiçbir şekilde iletişimimiz yok. Onlar kendi halinde biz kendi halimizdeyiz. Bizim bu şekilde sosyal medyada aktif olmamızın sebebi de, biz de daha öncesinde onlar gibi kendi halimizde takılıyorduk. Yani savaşıyorduk, görevden dönüyorduk, göreve gidiyorduk. Bilgilerimiz sızdırıldı, ifşa olduk. Rusya bilgilerimizi paylaştı, başımıza ödül koydu. Biz de sonra dedik ki, madem öyle, sosyal medyada biraz daha etkin olalım. Türkler olarak burada neler yapıyoruz, bunları gösterelim. Hem de halkımız buradaki savaş hakkında doğruları öğrenmiş olsun dedik. Çünkü halkımızın doğru bildiği çok fazla yanlış var burasıyla ilgili olarak. Biz de bundan dolayı sosyal medyada aktif bir şekilde vatandaşlarımızla iletişim halinde olmaya çalışıyoruz.
Emre: Teşekkürler cevabın için. Turan Birliği’nden bahsettin. Turan Birliği’nin yeni kurulan bir oluşum olduğundan da bahsettin. Peki Turan Birliği’nin kısa vadede veya uzun vadede nasıl bir amacı var? Mesela sizin 15 kişilik birliğiniz harici Ukrayna’da savaşan 60-70 kişilik total Türk nüfusundan bahsettik. Onlarla iletişime geçme gibi bir amacınız var mı? Yoksa amacınız daha çok kendi bölgenizdeki operasyonlarda Türk birliğini sağlamak mı? Bu konudaki kısa vadedeki planlarınızı biraz dinleyebilir miyiz?
Ali Dilsiz: Şimdi şöyle bahsedeyim. Bizim burada 15 kişi olarak yaptığımız iş nedir? Turan Birliği, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uluslararası lejyonuna bağlı bir oluşumdur. Uluslararası Lejyon’un altında üçüncü özel amaçlı taburda bulunmaktadır. Yani özel kuvvetler olarak geçmekte. Peki bu ne anlama geliyor? Bizler burada keşfiyat, razvitga dediğimiz görevlere gideriz. Mayın temizleme görevlerine gideriz. Drone temizleme görevlerine gideriz. Ben zaten sağlıkçıyım, paramedik olarak görev yapıyorum. Evakuasyon görevlerine eşlik ediyoruz. Sivillerin tahliyesi, yaralı askerlerin tahliyesi, hayatını kaybeden askerlerin cenazelerinin tahliyesi gibi görevler. Antitank, antipersonel vesaire bu tür işlere de bakıyoruz. Dediğim gibi özel amaçlı tabura bağlı olduğumuz için yaptığımız işler de değişiyor ve özel oluyor. Yani sızma girişimleri gibi işler yapıyoruz burada. Ama burada çoğunlukla yaptığımız iş evakuasyon ve antitank.
Diğer Türklerden bahsedecek olursam da şöyle söyleyeyim. Şimdi Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nde en önemli olan şey burada PERSEC ve OPSEC yani Personal Security and Operational Security. Yani personel güvenliği ve operasyon güvenliği. Dolayısıyla ben bir askeri personel olmama rağmen, Ukrayna Devleti’nde bir memur olmama rağmen, burada kayıtlarım olmasına rağmen, gidip bir yerdeki başka bir kayıtlı askeri soruşturduğum zaman bana yanlış gözle bakarlar, neden soruşturduğumu sorarlar. Dolayısıyla bu bilgileri benimle paylaşmazlar. Yani bu 60-70 kişilik grup bizimle iletişime geçmediği sürece maalesef biz de onlarla iletişime geçemiyoruz. Görkem yani namı diğer Taçanka, sosyal medyada çok aktif olduğu için onunla da o şekilde tanıştık zaten. Geçenlerde kendisine Harkiv’de bir hastane ziyareti gerçekleştirdik. Durum bundan ibaret yani Emre kardeşim.
Emre: Teşekkürler. Zaten Ukrayna’nın güvenlik konusunda özellikle savaştan sonra aldığı tedbirler sizin de dediğiniz gibi gayet ortada. Siz kendiniz Ukrayna devleti için bir asker olduğunuz halde, bir memur olduğunuz halde bu konularda inanılmaz düzeyde tedbir var. Zaten doğal olan da bu, yani her gün o operasyonda ne olacağı belli olmuyor. Gerçekleşebilecek en ufak hata bile, hem can kaybına hem de milyar dolarlık maddi kayba yol açabilir Özellikle savaşın ilk zamanlarında, küçük bir hata binlerce kişilik can kaybına neden olabiliyordu. Peki siz sosyal medyadaki paylaşımlarınızda Türkiye’den Türk askerlerini, veya daha doğrusu Türk gençlerini diyeyim, savaşmak için birliğinize davet ediyordunuz. Böyle bir paylaşım vardı, böyle bir içerik vardı. Peki Türkiye’den gelmek isteyen bir gencin orada savaşması ya da bu tür bir birliğe girmesi Türk devleti tarafından kanuni olarak bakıldığı zaman suç teşkil eden bir şey değil mi? Bu süreç nasıl işliyor? Türkiye Cumhuriyeti, bir Türk’ün bu savaşta Ukrayna veya Rusya tarafında savaşmasına nasıl bakıyor?
Ali Dilsiz: Türkiye Cumhuriyeti nezdinde bakacak olursak devletimiz Ukrayna-Rusya savaşında, her ne kadar Rusya ile sıkı bağlarımız olsa da, Kırım ve Kırım Tatarları gibi faktörlerden ötürü Ukrayna’yı desteklemekte. Zaten devletin dolaylı yoldan da olsa buraya göndermiş olduğu çok fazla yardım mevcut. Yani bunları söylemek istemiyorum, ancak burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, devletimizin göndermiş olduğu çok fazla sayıda askeri silah, patlayıcı, araç vs. gibi yardımlar mevcut. Bunlar bizzat devlet tarafından gönderiliyor. Bunun haricinde, kusura bakma biraz boğazım kuru da.
(…)
Ali Dilsiz: Bu yapmış olduğumuz paylaşıma, yapmış olduğumuz ilana gelirsek; biz orada bütün şartları, gerekçeleri ve koşulları belirttik. Biz kimseyi buraya zorla getirtmiyoruz. Kimsenin başına silah dayamıyoruz, kimseye gelmeleri için para da vermiyoruz. Bu iş tamamen gönüllülük esasına dayalı. Gelen kişilere bunun bir oyun olmadığına dair uyarıda da bulunuyoruz. Yani bu bir oyun değil neticede. Şu anda dünyanın en kanlı savaşı burada yaşanıyor. Evet, İsrail-Filistin arasında bir savaş var. Suriye’de, Irak’ta bir savaş var vs. Ancak buradaki savaş dünyanın en kanlı savaşı kardeşim yani 20 yıllık Amerikan Ranger olsun, işte Green Beret olsun, British SAS olsun bir drone’a bakıyor. Biz bu savaşın risklerini de bizim yanımıza gelmek isteyen kişilere belirtiyoruz ve açık açık anlatıyoruz. Buraya gelip savaşmanın Türkiye Cumhuriyeti nezdinde de bir bedeli var. Bu sadece buraya gelip savaşanları değil bizi de bağlıyor. Buraya onları getirten biz olmuş oluyoruz. Yani Türk Ceza Kanunu 320. maddesi uyarınca yabancı devletler nezdinde askerlik görevini ifa etmek suçtur. Ve bunu organize etmek ekstra olarak bir suçtur. Biz burada maalesef organize eden kişiler olarak suçlu durumuna düşüyoruz.
Ama sana şunu da söylemek istiyorum, ben yaptığım işi bir suç olarak görmüyorum. Çünkü ben burada yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım ediyorum. Anlatabildim mi? Yani şöyle söyleyeyim. Türklere baktığımız zaman, Türkler zaten yaratılışından beri böyle bir millettir. Yani bu 5000 yıl öncesinden beridir böyle. Türkler savaşçı bir millettir. Türkler savaşmak ve mazlumları korumak için için yaratılmıştır. Ben buraya neden geldim? Ben burada neden savaşıyorum? Karşımda kim var? Emperyalist bir devlet var, Rusya. Ne yapıyorlar? Sürekli insanları kontrol etmeye çalışıyorlar, sürekli insanların beynini yıkamaya çalışıyorlar; sürekli kendi kültürünü, kendi dilini dayatmaya çalışıyorlar vs. Ben bir Türk olarak, şu an Ukrayna’dayım. Ukrayna saflarında savaşıyorum. Ama benim daha önce nerede neler yaptığımı kimse bilmiyor. Çünkü ben onları kimseye anlatmadım. Kimse de bilmiyor. Ama bir bakmışsınız Irak’ta Türkmenelinde olmuşuz. Bir bakmışsınız İsrail sınırları içerisinde olmuşuz. Bir bakmışsınız Gazze’de olmuşuz. Anladın mı? Bir bakmışsınız Bosna’da olmuşuz. Arnavutluk’ta olmuşuz. Bir bakmışsınız Çeçenistan’da, Afganistan’da olmuşuz. Her an her yerde olabiliriz. Demek istediğim bu. Çünkü bizim doğamızda bu var. Bizim doğamızda mazlumun yanında durup zalime karşı savaşmak var. Bizim yaptığımız şey bu. Devletimiz bizim için bir ceza kesecekse devlete karşı boynumuz kıldan incedir vesselam. Problem yok. Biz bunu kabul ediyoruz. Biz bunu kabul ederek yola çıktık zaten. Biz bunu kabul ederek de bir buçuk yıldır buradayız.
Emre: Eyvallah. Dediğiniz gibi bu iş devlet nezdinde bir suç. Bu devletin kendi kanunlarında yazan bir şey. Devletin bu konuda size karşı bir adım attığı oldu mu? Yaklaşık ne kadar süredir cephedesiniz tam bilmiyorum ama size ya da yanınızdaki herhangi bir (Türk) silah arkadaşınızla ilgili olarak bu konuda devletin herhangi bir adımı oldu mu?
Ali Dilsiz: Yani henüz hepimiz e-devlet sahibiyiz, hepimizin UYAP’a erişimi var. UYAP’ı açıp baktığımız zaman herhangi bir dosya göremiyoruz bu konuyla alakalı. Ya da avukatlarımızla görüştüğümüzde bununla alakalı herhangi bir dosya, yakalama kararı ya da mahkeme kararı vesaire bir şey göremiyoruz. Ama mesela şundan bahsetmek isterim. Gülsüm Khalilova var belki tanıyorsunuzdur. Kırımlı kendisi. Sağ olsunlar yanımıza geldiler ve bizimle bir röportaj yaptılar. Ancak bu röportajı geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin Ukrayna Büyükelçisine gösterdikleri zaman Sayın Büyükelçimiz Kendilerine “Siz neden Harkov’a gittiniz? Siz bu kişileri nereden tanıyorsunuz? Siz bu kişilerle ne konuştunuz? Bu kişilerin isimleri nelerdir?” vesaire vesaire gibi hedef gösteren sorular sormuş. Yani… Ben buradan Büyükelçimize de seslenmek istiyorum Sayın Elçimiz. Biz yanlış bir şey yapmıyoruz. Şu anda sizin elçilik görevinizi yerine getirdiğiniz vatanın savunuculuğunu yapıyoruz. Toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışıyoruz, mazlumların, garibanların yanında durmaya çalışıyoruz elimizden geldiğince. Bunun haricinde yani komiğime gidiyor açıkçası biliyor musun Emre kardeşim? Türkiye’deki gündemi de sürekli takip ediyorum. İzmir’de olan olayları, İstanbul’da olan olayları gördük. İnsanlar ellerine paçavra alıp, üç renkli saçma sapan sözde bayraklarla sokaklara çıkıyorlar. Affedersiniz, söylerken iğreniyorum, tiksiniyorum ama. Kürdistan, Kürdistan diye bağırıp sokaklarda geziyorlar. Bu insanlara kimse ellemiyor, bu insanlara kimse bir şey yapmıyor. Ben buraya gelmişim, katledilen masum çocukların kadınların yanında durmuşum, ellerinden tutmuşum, askerlerin yaralarını sarmışım. Ama bu insanlara batıyor. Devletimiz bizim burada arkamızdan koşturuyor. Yani bir köşede ülkemizin sokaklarında dolaşan terör sempatizanları var, öbür köşede Ukrayna’da savaşan kendi halinde bir grup var. Sizce hangisi devlet için daha büyük risk oluşturuyor? Ben mi oluşturuyorum, bunlar mı oluşturuyor? Sana sormuyorum bu soruyu. Genel olarak devlet yetkililerimize, devlet erkanımıza yöneltiyorum bu soruyu.
Emre: Şimdi tekrardan o askerlikle alakalı davet paylaşımına döneceğim. Yanlış hatırlamıyorsam bir askeri deneyim zorunluluğu yoktu veya okuduğumda ben göremedim. Aranıza katılacak kişinin mesela Türkiye’de 6 aylık askerlik görevini yapması gerekiyor mu? Yani hiç askerlik yapmamış bir Türk genci isterse size katılabilir mi, bu konuda nasıl bir bakış açınız var?
Ali Dilsiz: Yani en azından bizim bakış açımıza göre, ki her Türkçü, milliyetçi, nasyonalist genç de bu şekilde düşünecektir, askerlik yapmamış olan genç hayatı bilmeyen bir gençtir. Bedelli olsun, altı ay olsun, on sekiz ay olsun, yirmi dört ay olsun askerliğini yapmayan insan hayatı tanımayan insandır. Çünkü askerlik bizi hayata hazırlar. Size yatak toplamayı, tuvalet kullanmayı öğretir. Bunları gerçekten bilmeyen insanlar var. Ancak en önemlisi size silah kullanmayı öğretir, silah temizlemeyi, şarjör doldurmayı, hedefi isabetli bir şekilde vurmayı öğretir, yanaşık düzeni öğretir, emir dinlemeyi öğretir vs. Biz yapmış olduğumuz ilanda bir askerlik şartı ve 20 yaş sınırı koyduk. Bunu koymamızdaki amaç şu, daha az önce de söyledim, Rangerlar, SAS’ler, GIG’ler vs. hayatını kaybediyor burada. Türkiye’de isterseniz 15 yıl, 20 yıl özel kuvvetler bünyesinde görev yapmış olun. Buradaki sahanın şartlarına göre eğitim almazsanız sizin yapmış olduğunuz hizmet burada hiçbir işe yaramıyor. Çünkü burası Suriye, Irak, Afganistan gibi bir yer değil. Burada sürekli obüsler, havanlar, dronlar, jetler, helikopterler vs. aktif olarak 7/24 hiç susmayacak bir şekilde sürekli ateş halinde. Dolayısıyla biz bir askerlik şartı koyduk. Dedik ki en azından askerliğini yapmış olsun, yanaşık düzen nedir bilsin, emir komuta nedir bilsin, silah kullanmayı bilsin vs. geldiği zaman yabancılık çekmesin ki bize geldiğinde eğitime hazır olsun. Biz zaten buranın doktrinlerine göre eğitimleri veriyoruz. Antidron eğitimleri. Drondan kaçacak şekilde yürüyüşler vs. yürüyüş düzenleri yani formasyonlar bunların eğitimleri vs. veriliyor. Kazılmış siperlerin, mevzilerin içerisinde nasıl yürünecek, orman içerisine nasıl ilerleyebiliriz, yönü nasıl buluruz vs. TSK’nın verdiği eğitimlere artı olarak buranın şartlarını göre verdiğimiz eğitimlerle askerleri hazırlıyoruz Emre kardeşim.
Emre: Sorumu cevaplandırdığınız için teşekkür ederim. Bir soru daha yöneltmek istiyorum, son iki haftadır Rusya ve Ukrayna’nın diplomatik heyetleri Türkiye’de bir araya gelerek esir takası, ateşkes gibi konular üzerine konuşuyorlar. Savaşın sonlandırılması ve ateşkes gibi konular konuşulsa da ortada hala bir sonuç gözükmüyor. Alanda, sahada olan birisi olarak yorumunuz nedir? Sizce savaş yakın süre içerisinde bitebilecek mi yoksa önümüzde birkaç sene daha sürecek bir savaş mı var?
Ali Dilsiz: Şimdi şuna şöyle cevap vereyim. Ben bir yıldır buradayım. Yaklaşık bir buçuk yıl diyelim. Aktif olarak da sekiz aydır cephedeyim. Hatta dokuz aydır cephedeyim. Rotasyonlu bir şekilde görev yapıyorum. Devletimiz sağ olsun çok güzel bir şeye adım attılar ve savaşın başından beri gerçekleşen en büyük rehine takasını gerçekleştirdiler. Parça parça 300 küsür, yaklaşık 1000 tane asker Türkiye Cumhuriyeti Devleti sayesinde evlerine geri döndü. Ancak bunun ötesine geçilebileceğini; bir barışın, bir ateşkesin olacağını zannetmiyorum. Hemen açıklayayım. Harkiv şehir merkezine, daha bugün sabahın erken saatlerinde Rusya tarafından bir saldırı düzenlendi. Füzelerle, bombalarla, şahitlerle insanlar uykularındayken katledildiler. Beş tane çocuk hayatını kaybetti. İki tane arama kurtarma görevlisi ikinci bir saldırı neticesinde hayatını kaybetti. Bunun haricinde onlarca sivil yaralandı. Şu an böyle söylemesi kolay ama bunlar her gün yaşanıyor. Sadece Harkiv’de değil, Dnipro’da oluyor. Donetsk’te oluyor. Luhansk zaten tamamen ele geçirildi. Zaporijya’da oluyor. Kiev’de oluyor. Sürekli bu katliamlar gerçekleşiyor. Biz Ukrayna silahlı kuvvetleri olarak Rusya’nın askeri stratejik bölgelerini vururken bu Rus dediğimiz aslında Rus bile olmayan bu Muskovitler geliyorlar burada sivil yerleşim bölgelerini vuruyorlar. Neden? Çünkü Ukrayna onların bombardıman uçaklarını vurdu. Bunun karşılığı bu mu? Gel beni vur kardeşim. Ben pozisyondayım. Ben şu an JP’deyim. Gel beni vur. Niye gidip sivili vuruyorsun? Yani konuyu daha fazla dağıtmak istemiyorum. Hal böyleyken bir ateşkes olacağını zannetmiyorum. Çünkü karşıdaki Putin asla uslanmayacak bir şahıs.
Emre: Evet dediğiniz gibi sivil saldırılar aslında savaşın kanayan yarası. Özellikle artık bize hani birazcık normal geliyor, 3-5 rakam olarak geliyor ama orada yaşayan, oranın yerlisi olan insan için oranın vatandaşı için ağır rakamlar bunlar. Her gün düzenli devam ettiği için de inanılmaz kayıplara neden oluyorlar.
Röportaj: Emre Maviş