Fransa ve eski kolonisi Cezayir’in ilişkileri, Cezayir bağımsızlığını kazandıktan 63 yıl sonra tekrar diplomatik bir krizle sınanıyor. 1968 yılında Fransa ve Cezayir arasında imzalanan göçmen antlaşması yüzünden çıkan kriz, Fransa’nın iç siyasetini derinden etkilerken Fransa’nın eski kolonisine olan bakış açısının da sorgulanmasına neden oluyor. Yine bu krizin ana katalizörü olan İçişleri Bakanı Bruno Retailleau’nun muhalifleri, kendisini Fransa’daki göçmen karşıtı ‘’aşırı sağcıların’’ desteğini almak için ülkeyi anlamsız bir krize sürüklemekle suçluyor.
1968 Antlaşması Nedir?
Tam adıyla “Cezayir Vatandaşlarının ve Ailelerinin Fransa İçindeki Dolaşımı, İstihdamı ve İkametine İlişkin Antlaşma” olan 1968 Antlaşması, Cezayirlilerin özel bir statüyle Fransa topraklarına girmesini sağlamaktadır. Bu antlaşma sayesinde Cezayirliler kolayca ülkeye yerleşmekte, iş bulmakta ve kısa sürede memleketlerindeki ailelerini Fransa’ya getirebilmektedir(Veya Fransa’da kazandıkları parayı onlara yollamaktadır).
Cezayir’in işgücü, Fransızlar tarafından koloni döneminde pek çok kez kullanılmıştı. Örneğin 2.Dünya Savaşı sonrası dönemde Paris’in yeniden inşasında oldukça yüksek sayıda Cezayirli işçi kullanılmıştı. 1962 yılında Cezayir bağımsızlığını kazandıktan 6 yıl sonra bu antlaşma Fransızlar için ucuz işgücünü koruma yolu, Cezayirliler için ise ülkelerinin iç ekonomik şartlarında iş bulamayan veya eldeki işiyle geçinemeyen insanları daha iyi bir geleceğe gönderme yoluydu.
Fransa’nın eski başbakanı Michel Barnier, antlaşmayı eleştirirken başka hiçbir ülkenin vatandaşlarının bu tarz avantajları olmadığına dikkat çekmişti. Artan göç Fransa’da huzursuzluğu körüklerken, bu antlaşma yalnızca yaraya tuz basıyordu. İçişleri Bakanı Retailleau antlaşmanın başta yalnız tekrar gözden geçirilmesini talep ederken Fransa’da suç işleyen Cezayirlilerin sınır dışı edilememesiyle ilgili sorunlar büyüdükçe antlaşmanın doğrudan kaldırılması gerektiğini savunmaya başladı. Cezayir yetkilileri, bu antlaşmayı kullanarak Fransa’ya yerleştikten sonra suç işleyen vatandaşlarını inatla geri ülkeye sokmuyordu ve Fransa’ya iteliyordu.
Retailleau’nun iddiasına göre İçişleri Bakanlığı 60 kadar Cezayir vatandaşını kamu güvenliğini tehdit ettiği için Cezayir’e geri göndermek istemiş, ancak Cezayir yetkilileri inatla bu talebi ‘’insan haklarına aykırı’’ olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Bardağı taşıran son damla ise 22 Şubat 2025 tarihinde Fransa’da gerçekleşen İslamcı terör saldırısı oldu. Terör saldırısının faili olan Cezayir vatandaşı, uzun süredir Fransız İstihbaratı tarafından izlenmekteydi. Kendisi için sayısız sınır dışı etme kararı çıkarılmış olsa da Cezayir yetkilileri inatla vatandaşlarını ülkeye geri sokmayı kabul etmemişti ve en sonunda bu vatandaş kanlı bir eyleme imza atmıştı.
Tüm bunlar antlaşmayla ilgili olumsuz kamuoyunu büyütürken diplomatik krizi de derinleştirdi.
İç Siyasi Dinamikler: Muhalif Milliyetçiler ve Muhalif Sol Arasına Sıkışan Macron
Fransa’daki 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde göçmen karşıtı ve milliyetçi RN (Rassemblement National) birinci parti çıkınca Macron tehlikeli bir kumar oynayarak erken seçim ilan etmişti. Bu seçimlerde popüler oyu RN kazansa da, seçimlerin ikinci turunda Fransa’daki Yeni Halk Cephesi ve Macron’un partisi karşılıklı olarak 3.geldikleri bölgelerden adaylarını çekerek seçimlerden oy oranı olarak 1.ayrılan milliyetçilerin meclisteki temsilini kısıtlayarak onları 3.sıraya itmeyi başarmıştı. Ancak Yeni Halk Cephesi, çok geçmeden ihanete uğramıştı.
Macron, vekil sayısında 1.gelen Cepheye hükümet kurma şansı bile vermeden merkez sağcı bir figür olan Michel Barnier’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirmişti. Barnier, göç konusundaki katı tutumu sayesinde RN’in sessiz onayıyla hükümeti kurabilmişti. Barnier hükümeti 2024 yılı bitmeden 2025 bütçesi üzerine yaşanan anlaşmazlıklar yüzünden düşmüştü. Ancak bir başka merkez sağ figür olan François Bayrou, Adalet Bakanı Darmanin ve İçişleri Bakanı Retailleau ile birlikte, göç meselesini gündemde tutmaya devam ediyor.
Fransa İçişleri Bakanı Retailleau, 1968 Antlaşmasının revize edilmesi gerektiğini öne sürerken Le Pen önderliğindeki milliyetçi kanat bunu yetersiz bularak gerekirse antlaşmanın tümden iptal edilmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak Retailleau kısa sürede Le Pen ve destekçileriyle aynı konuma geldi. Bunun sebebiyse yazının başında anlatıldığı gibi Fransa’ya gelip suç işleyen, radikalleşen ve genel olarak Fransız vatandaşlarını tehlikeye sokan Cezayirlilerin bir türlü sınır dışı edilememesi.
Özellikle 22 Şubat 2025 fiyaskosundan sonra Retailleau artık Cezayir’in tek hedefinin ‘’Fransa’yı aşağılamak’’ olduğunu öne sürerek Fransa’nın antlaşmayı tek taraflı biçimde feshetmesi gerektiğini ilan etmiştir. Hükümetin Cezayir’e karşı giderek agresifleşen tutumunu destekleyen sağ muhalefet, Cezayir’in bir nevi ülkelerinin ‘’çöpünü’’ bu antlaşmayı suistimal ederek Fransa’ya fırlattığını öne sürüyor. Fransa Başbakanı Bayrou, Cezayir’e korkunç avantajlar sağlayan bu antlaşmanın suistimal edildiği fikrine katılarak antlaşmanın maddelerinin tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Fransa’daki sol muhalefet hükümetin tutumunu ‘’İslamofobik’’ ve ‘’Irkçı’’ olmakla suçluyor. Aynı zamanda bu gruba göre mevcut hükümet bu krizi iktidarda kalmak için “aşırı sağın” desteğini elde tutmak için bilerek tırmandırıyor. Sağ muhalefet ise, Başbakanın ve İçişleri Bakanının politikalarını destekleseler de, Cumhurbaşkanı Macron’u hükümete yeterince destek olmamakla suçluyor. Macron’un özellikle Fransa’daki Cezayirlilerin tepkisinden korktuğunu düşünen sağ muhalefet, İçişleri Bakanının Macron’a aldırış etmeden daha agresif bir tutum almasını talep ediyor.
Retailleau, 15 Mart 2025 tarihinde Fransa’nın Cezayir’e taviz vermesi durumunda istifa ederek hükümeti yeni bir krize sürükleyeceğini sinyalledi. Emekli Fransız diplomat Gérard Araud, mevcut krizin bir diplomat olarak kendisini utandırdığını öne sürerek Retailleau’yu kendi siyasi kariyeri için Fransa-Cezayir ilişkilerini kullandığını ve Fransa’nın çıkarlarını hiçe saydığını iddia etti. Retailleau’nun kendisi ise görevinin Fransız vatandaşlarının güvenliğini sağlamak olduğunu ilan ederek net biçimde geri adım atmayacağını söylemeye devam ediyor.
CEZAYİR YÖNETİMİNİN TEPKİSİ: 3.DÜNYA MİLLİYETÇİLİĞİNDEN DOĞAN DUYARSIZLIK
Cezayir yetkilileri ise mevcut krize yalnızca tipik 3.dünya milliyetçiliği refleksiyle cevap veriyor. Cezayir tarafına göre Fransız hükümetinin söylemleri “koloniciliğin izlerini taşıyor, Fransız yetkililer Cezayir’i denk bir devlet olarak tanımıyor.” Yine Cezayir yetkililerine göre Fransız hükümeti “aşırı sağcı komplo teorilerinin” etkisi altında kalmış, iç siyasete yönelik hamleler yaparak “iki taraf için de faydalı olan” 1968 Antlaşmasını tehlikeye atmıştır.
3.dünyacı milliyetçiliğin bir sonucu olarak Cezayirliler ortalama Fransız’ın göç konusundaki rahatsızlığına karşı duyarsız kalıyor. Fransızlar tarafından ucuz işgücü olarak kullanılmalarını “Zaten ülkelerini biz tekrar inşa ettik” diye gururla anlatan Cezayirliler bu ucuz işgücünün artan suç oranları gibi etkisini ya abartı olarak ya da ideolojik çizgisine göre “Bize yaptıklarının cezası” olarak görüyor.
Elbette bu günün sonunda ortalama Fransız’ın bu göçmen kitlesini daha iyi yaşam kurmak isteyen emekçiler olarak değil, Fransızlara ve onların yaşam biçimlerine düşman olan bir işgal ordusu olarak görmesinin önünü açıyor.
Fransız Cumhurbaşkanı Macron araya girerek krizi yumuşatmaya çalışsa da bu girişim pek bir işe yaramadı, 2025 yılının Nisan ayında iki ülke de karşılıklı olarak birbirlerinin diplomatlarını ülkeden kovmaya başladı.
Mevcut krize geniş açıdan baktığımızda 1968 Antlaşmasının tamamen Fransa aleyhine olduğunu söylemek abartıya kaçmaz. Cezayir’in kendi iç sorunları sebebiyle ülkelerinde düzgün bir yaşam kuramayan Cezayirli gençler, ellerini kollarını sallayarak Fransa’ya girebiliyor. Yabancı bir ülkeye yerleşince radikalleşen bu insanlar kısa sürede suça bulaşıyor. Cezayir’in bu insanları geri kabul etmemesi ise Fransız kamuoyunda haklı olarak bir infial uyandırıyor. Kendi “çöpünü” Fransa’ya iteleyen Cezayir, elbette ki bu avantajlı antlaşmayı terk etmek istemiyor. Cezayir’in en büyük umudu ise Fransa’daki kalabalık Cezayirli nüfusun, muhakkak sol partilerin desteğiyle yapacağı, protestoların Fransız hükümetini geri adım atmaya zorlayacağı. Aynı zamanda Cezayirliler kitlesel olarak sınır dışı edilirse Fransa’da ortaya çıkacak işgücü açığının da Fransızları radikal kararlar almaktan alıkoyacağını umuyorlar.
Fransa tarafına baktığımızda ise Retailleau’nun geri adım atmaya niyeti olmaması bir yana, Fransa’da göçmenlerin yarattığı ekonomik ve sosyal tahribattan bıkan kitleler Cezayir’e taviz verilmesini kesinlikle kabul etmeyecektir. Bir zamanlar Avrupa liberallerinin parlak yüzü olan Macron, bugün iktidarını elde tutabilmek için milliyetçi muhalefeti göç konusunda memnun etmek zorunda. Bunu başaramadığı senaryoda RN iktidarı kaçınılmaz görünüyor.
Göç Krizinin Çözümünde Anayasa Konseyi Engeli ve Büyüyen Milliyetçi Dalga
Mevcut krizin Bayrou Hükümeti için en büyük sorun ise Anayasa Konseyi. Örneğin 2024 yılının Ocak ayında Fransa’ya yapılan Avrupa dışı göçü kısıtlaması öngörülen yeni göç yasasının birçok maddesi Anayasa Konseyi tarafından iptal edilmişti, Konsey gerekçe olarak bu maddelerin “Evrensel İnsan Haklarına ve Fransız Anayasasına” aykırı olduğunu öne sürmüştü. Retailleau’nun hayali gerçekleşse ve Fransa, 1968 Göçmen Antlaşmasından çekilmeyi başarsa bile Konsey sonrasında toplu sınır dışı operasyonlarına izin verecek mi? Bu pek mümkün görünmüyor.
Burada aslında toplumun talepleriyle ülkenin yargı organı arasında ciddi bir fikir ayrılığı belirliyor. Fransız hükümeti halkın güvenlik taleplerini ‘’hukukun üstünlüğüne’’ ve ‘’güçler ayrılığına’’ olan sadakatlerinden ötürü karşılayamazsa halk doğal olarak bu tür normları çiğnemesi beklenen daha radikal milliyetçi muhalefetin arkasında kenetlenecektir. Bu yüzden mevcut kriz yalnızca bir Fransa-Cezayir krizi olarak ele alınmamalıdır. Bu diplomatik krizi asıl besleyen şey mevcut göçmen krizi ve göç veren ülkelerin göç alan ülkelere karşı takındığı, 3.dünyacı reflekslerden kaynaklanan apatik duruştur.
Siyasetçiler ve bürokratlar belki de göç sonucu ortaya çıkan suç çetelerinin mensuplarının ‘’İnsan hakları ihlali olacağı’’ gerekçesiyle ülkeden dışarıya çıkarılamamasını kabul edebilir. Ancak göç krizinden doğrudan etkilenen vatandaşlar için bu ‘’yargı vesayeti’’ yalnızca güçler ayrılığını hiçe sayarak ‘’gerekeni yapacak’’ olan güçlü liderleri daha çekici gösterecektir. Bu ise yalnız Fransa’nın değil, tüm Avrupa’nın demokrasisi için büyük bir risk doğuracaktır.