Connect with us

Hi, what are you looking for?

HariciyeHariciye

Köşe Yazıları

B. Sarper Bayramoğlu yazdı: “Avrupa’da Bir Truva Atı: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”

Rusya’nın Ukrayna işgali başladığından bu yana Türkiye Batı ülkeleri tarafından sıklıkla hem Avrupa Birliği’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarına katılmaması hem de İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylamaması nedeniyle güvenilmezlikle, hatta yer yer ihanetle suçlandı. Resmî açıklamalar çok daha temkinli olsa da Batı kamuoyu ve basını bu konuda Türkiye’nin NATO’dan atılması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitti.

Bu durum zamanla öyle kontrolden çıktı ki Türkiye hem İsveç hem de Finlandiya’nın NATO üyeliğini onayladığında bile bu algı değişmedi. Tüm bu zaman zarfında Yunanistan gerek Avrupa’da gerekse ABD’de kulis ve lobi yaparak Türk karşıtı propagandayı körüklemeye devam etti. Yunanistan’ın ne kadar sadık bir müttefik olduğu vurgulanırken, Türkiye’ye karşı zaten sürdürülen “saldırgan ve güvenilmez ittifak üyesi” imajına şimdi Rus destekçisi imajını da eklemişlerdi.

Öte yandan savaşın ilk haftalarından bu yana, Rus petrolünün nasıl da Yunan gemiler aracılığıyla Avrupa’ya taşındığı pek çok farklı açık kaynak istihbarat çalışmalarıyla ortaya kondu, ancak Doğu Akdeniz’deki Rus oyunları bundan ibaret değil.

Bir Rus Kolonisi Olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Son yıllarda Güney Kıbrıs’ın, Avrupa’daki Rus etkisi açısından önemli bir merkez haline geldiğini iddia etmek aşırı olmayacaktır. Boris Rotenberg, Igor Kesaev ve Oleg Deripaska gibi Rus oligarklar için Kıbrıs paravan şirketlerle varlıklarını gizleyerek yaptırımlardan kaçındıkları önemli bir finans merkezi haline geldi. Özellikle de Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana getirilen uluslararası yaptırımlar ve kısıtlamalara rağmen Rus istihbarat servisleri, oligarklar ve kültürel kuruluşlar aracılığıyla Güney Kıbrıs’ın siyasi, kültürel ve ekonomik yaşamına derinlemesine sızmış halde.

GKRY bölgesindeki Rus varlığının çarpıcı boyutunu ise Kıbrıslı araştırmacı gazeteci Boris Demaş gözler önüne serdi. Demaş, GKRY için “Avrupa Birliği’ndeki bir Kremlin üssü” tanımını kullanacak kadar ileri gidiyor.

Aslında tüm bu duruma kapıyı açan, GKRY’nin ‘altın pasaport’ uygulaması oldu. Bu uygulama, insanların yatırım karşılığında GKRY vatandaşlığı almasını sağlayan bir prosedür. Benzeri uygulamalar Yunanistan’ın da dahil olduğu başka Avrupa Birliği ülkelerinde de mevcut, ancak diğer ülkelerde yatırım karşılığında ancak oturum izni alınabiliyor.

Altın pasaport uygulanması sayesinde Putin’e yakın olan oligarklar da dahil olmak üzere pek çok isim için Batı’nın yaptırımlarından kaçınma kapısı aralanmış oldu. Bu program, AB baskısı ile kapatılmış olsa da geçmişte verilen bu pasaportlar geçerliliğini korumaya devam etti. Bu sayede Kremlin’le bağlantılı pek çok Rus Avrupa’nın finansal ve hukuki sistemlerine erişim sağlamaya, Güney Kıbrıs elitleri ise Rus parası ile geçinmeye devam ediyor.

Paravan Kültürel Oluşumlar

Demaş’ın anlattıkları bununla da bitmiyor. Anlattığına göre Rus istihbaratı Güney Kıbrıs’ın hem siyasi hem de iş çevrelerine oldukça derinlemesine sızmış durumda. Üstelik Rus istihbaratı bu etkisini yalnızca adadaki yolsuzluk ve para ağı ile değil, paravan olarak kullandığı dini ve kültürel kuruluşlar aracılığıyla da sürdürüyor. Rus istihbaratı FSB’nin eski direktörü olan Sergey Stepaşin, adada faaliyet gösteren İmparatorluk Ortodoks Filistin Derneği’ne başkanlık ediyor. Bu ve benzeri kuruluşlar hem adadaki hem de ada dışındaki Rusça konuşan toplumlarla ve adadaki yerel yetkililerle yakın bağlarını sürdürerek Rusya yanlısı duyguları aşılıyor ve Kremlin’in emellerine hizmet etmeye devam ediyor.

Ayrıca 2021 yılında Aya Napa’da gerçekleşen “Aile – Barışın Garantisi” adlı anıtın açılışında Rus Büyükelçiliği’nin katılımı dikkat çekiciydi.

Rumlar Rus Yanlısı

Demaş, Güney Kıbrıs toplumunun ezici bir çoğunlukla Rusya yanlısı olduğunu belirtiyor. Ona göre Güney Kıbrıslıların büyük çoğunluğu Rusları sevmekte ve bunun en temel nedeni de Rusların paralarının olması. Güney Kıbrıslı siyasal ve iş elitleri bu yüzden sadece Rus istihbaratına sempatiyle yaklaşmakla kalmıyor, aynı zamanda yaptırımlardan kaçınmalarına ve kara paralarını aklamaya yardımcı olan karanlık planlarını gerçekleştirmede de doğrudan iş birliği yapmaya devam ediyor. Boris Rotenberg’in yatları ve gayrimenkulleri de dahil olmak üzere varlıklarını yönetmek için Güney Kıbrıs şirketlerini ve paravan kişileri kullandığı Güney Kıbrıs basınında dahi yer almış durumda.

Demaş’a göre bu uygulama oldukça yaygın, çünkü tüm Güney Kıbrıs toplumu Ruslara hizmet etme konusunda oldukça meyilli. Yerel halk Vladimir Putin’e hayranlık duyuyor ve onu güçlü bir lider olarak görerek politikalarına tam destek veriyor. Rumlar, Ukrayna’yı “Amerikalılar tarafından beyni yıkanmış” bir devlet ve “isyankâr bir eyalet” olarak görüyor ve dahası Demaş’a göre Rumların %90’ı bu görüşü paylaşıyor. Adanın yerel avukatları, iş adamları ve yetkilileri Rusların yolsuzluk planları dahilinde yer alıyor ve Güney Kıbrıs parlamentosunun hukuk bürosu işleten çoğu üyesi de bu Rus oligarklara, yetkililerine ve suç baronlarına hizmet ediyor.

Ukraynalılar Engelleyemedi

Güney Kıbrıs’ta bulunan Ukrayna diasporası elbette ki duruma seyirci kalmadı. Diaspora, Rus yanlısı propaganda ile mücadele etmeye çalışsa da başarılı olamadı. Yerel yetkililer ve Rum toplumu onların şikâyet ve çağrılarını görmezden geldi. Dahası, yerel yetkililer bir Rus milli bayramı olan ve özellikle Ukrayna Savaşı başladığından beri Kremlin propagandasının önemli bir unsuru olan Zafer Bayramı geçit törenlerini ve Ukrayna topraklarının ilhakını kutlarken Wagner bayraklarının açıldığı mitingleri desteklemeye devam etti. Ukraynalıların çağrılarının Güney Kıbrıslı yetkililerce yok sayıldığını belirten Demaş, hiçbir tepki ve yaptırım uygulanmadığını belirtti.

Rum yetkililer olanlara göz yumarken Rusya istediğini elde etmeye ve Rusya’nın Ukrayna’ya olan işgal hareketini destekleyen savaş yanlısı mitingler de bu Avrupa Birliği üyesi ülkenin tam kalbinde, üstelik polisin ve yetkililerin tam koruması altından düzenlenmeye devam ediyor.

Demaş’ın sözleri ile GKRY bir Kremlin sömürgesi haline gelmiş durumda. Onlarca yıldır devam eden ekonomik bağlar ve yatırımlar sayesinde Rusya adanın güneyinde oldukça nüfuz sahibi. Bu durum da GKRY’nin Rusya için AB yaptırımlardan kaçınma, kara para aklama ve Rus özel operasyonlarına finansman sağlama gibi çeşitli açılardan bir kapı olması sebebiyle hem Avrupa birliği hem de Ukrayna için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca Rusya için Doğu Akdeniz’de Suriye’den sonra ikinci bir nüfuz noktası daha teşkil ediyor.

Rumlara Batı Desteği

Tüm bu duruma rağmen adanın güneyine olan Batı desteği devam etmekte. Elbette ki Kıbrıs’ta üsleri bulunan İngiltere’nin, artık egemen bir devlet olarak tanıdığı bir devletin iç işlerine müdahale etmesi pek beklenemez, ancak AB’nin de duruma seyirci kaldığı gözden kaçırılmamalı. Öte yandan aynı AB, politikalarına karşı çıktığı için Macaristan’ı cezalandırmaktan geri kalmamıştı.

Ancak belki de en şaşırtıcı Batı desteği, ABD’nin yıllardır sürdürdüğü silah ambargosunu kaldırarak GKRY’yi adeta ödüllendirmesi ve adadaki askeri dengeyi bozması oldu. Türkiye’nin yoğun tepkisini çeken bu karar konusunda geri adım atmayan ABD, GKRY ile silah satışı konusunda görüşmeye devam etmekte.

ABD, İngiltere ve AB, gözlerinin önündeki Rus etkisine rağmen GKRY’yi cezalandırmak yerine neden ödüllendiriyorlar?

Ve Batı’daki güvenilmez Truva atı aslında kim?

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Köşe Yazıları

Basra Körfezinin girişinde yer alan Abu Musa, Küçük ve Büyük Tund adaları 1971 yılında İran tarafından adaların ilhak edilmesinden itibaren günümüze kadar geçen sürede...

Köşe Yazıları

En sonda söylemek gerekeni en başta söyleyelim; Türkiye bu projeyi tamamlayacak, öngörülebilir gelecekte de tamamlamaktan başka bir seçeneğe sahip değil. Bu mecburiyetin gerekçeleri ayrı...

Köşe Yazıları

Yunanistan, önümüzdeki 6 yıl içerisinde sahip olacağı kabiliyetler sayesinde, olası bir çatışmanın 8. saatinde; Tüpraş ve Aliağa rafinerileri; Gölcük ve Aksaz donanma üsleri, Arifiye...

Köşe Yazıları

1949 yılında kuruluşunun hemen ardından İsrail’i resmen tanıyan ilk Müslüman ülkenin Türkiye olması, Tel Aviv ile Ankara arasındaki ilişkileri başından itibaren özel kılan önemli...