Connect with us

Hi, what are you looking for?

HariciyeHariciye

Köşe Yazıları

B. Sarper Bayramoğlu yazdı: “Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem”

Suriye geçtiğimiz günlerde Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin Suriye ordusu karşısında çok hızlı bir çözülme sürecine sahne oldu. Yıllar boyunca desteklenen bu yapının bu kadar hızlı bir şekilde çözülmesi muhtemelen pek az kişinin beklediği bir durumdu.

8 Aralık 2024’te Suriye’deki devrimin gerçekleşmesi ve Baas rejiminin yıkılması ile birlikte Suriye yeni bir düzene doğru dönüşüm sürecine başlamıştı. Bu süreç doğrultusunda Şam’daki yeni rejim ile SDG arasındaki görüşmeler sonucunda 10 Mart 2025 tarihinde bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın temelinde ateşkes, ayrımcılığın olmaması, Kürtlerin temsili, SDG bölgesindeki sivil ve askeri yapıların devlete entegre edilmesi, iç savaş sırasında yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalanları geri dönüşü gibi çeşitli başlıklar bulunuyordu.

2025’in sonuna yaklaşırken bu anlaşma büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı. ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, defalarca kez Suriye’nin toprak bütünlüğünün önemini vurgulamasına rağmen, SDG yönetimi Şam ile entegre olmak için ciddi bir adım atmayı reddetti.

Anlaşmaya uymayan SDG’ye verilen sürenin dolmasının ardından, Suriye ordusunun Halep’le başlayan operasyonu kısa sürede büyüdü ve SDG elindeki bölgeleri hızla kaybetti. SDG bu sırada yalnızca ABD ve İsrail tarafından yalnız bırakılmadı, bünyesindeki Arap aşiretlerinin de ayrılmasıyla tamamen dağıldı ve geriye yalnızca YPG kaldı. Aşiretler Suriye ordusuna katıldılar ve YPG Ayn El Arap, Haseke ve Kamışlı civarına sıkıştı.

18 Ocak 2026 tarihinde yeni bir anlama daha imzalandı. Bu kez anlaşma ateşkes ve tam entegrasyonu katı hükümlerle barındırıyordu. YPG Rakka ve Deyrizor’dan çekilecek, YPG militanları bireysel olarak orduya entegre edilecekti. Haseke’deki sivil kurumlar doğrudan devlete entegre edilecek, Ayn El Arap’taki YPG askeri unsurları burayı terk edecek, buradaki güvenlik de Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir yerel polis gücü ile sağlanacaktı. Bu iller, YPG’nin önerdiği valilerce yönetilebilecekti.

Bu anlaşma ile Rojava olarak da anılan Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi resmen son buluyor ve Suriye devleti topraklarına tam egemenliğini sağlıyor. Yine de belirtmek gerekir ki 19 Ocak’ta Mazlum Abdi’nin anlaşmayı kabul etmemesi ile saha tekrar gerildi ancak ABD’nin arabuluculuğu ile Şam, YPG’ye dört günlük bir süre tanıdı.

Kâğıttan Kaplan Vekilin Çözülüşü

Türk kamuoyu yıllardır sınırın öbür yanında başta ABD olmak üzere uluslararası koalisyon tarafından silahlanan YPG’nin 100.000 kişilik ordusunu dinledi. YPG’nin varlığı, Irak’taki Kandil’den Türkiye’deki Kürtçü harekete kadar çeşitli taraflara cesaret verdi. Üstelik DAEŞ ile olan mücadelelerini adeta bir destana dönüştürerek yurtdışında propagandaları haline getirdiler. Buna rağmen YPG’nin gücünü göstermesi gereken an geldiğinde bu 100.000 kişilik ordunun adeta buharlaşıp kaybolduğunu gördük.

YPG’nin DAEŞ ile mücadelesinin abartılmış olduğunu artık Amerikan makamları dahi itiraf ediyor; ancak bu itiraf zaten ilk defa yapılmıyor. John Bolton’un Beyaz Saray anılarında Donald Trump’ın “Kürtleri sevmiyorum. Iraklılardan kaçıyorlar, Türklerden kaçıyorlar, kaçmadıkları tek zaman biz F-18’lerle etrafı bombaladığımız zaman.” dediğini biliyoruz. Buna rağmen ABD uzun süre YPG’ye arka çıkmaya devam etti ve onların DAEŞ ile mücadelede önemli bir müttefik olduklarını söyledi. Trump’ın sözünün gerçek olduğunu Suriye ordusunun saldırısı karşısında görmüş olduk. Gerçekten de Amerikan Hava Kuvvetleri sahada değilken YPG militanlarının dağılarak kaçtığı adeta canlı yayında izlendi.

YPG’nin en büyük hatalarından birisi de Marksist-Leninist dönemde hayran oldukları Vietnam direnişindeki tünel stratejisine körü körüne bağlı olmak oldu. Dağlık Kuzey Irak bölgesinde tüneller belli bir başarı elde edebilirken Suriye düzlüklerinde on yıldır büyük kaynaklar harcanarak oluşturulan tünel yapıları tamamen başarısız oldu. Bu coğrafi doktrin uyuşmazlığı kendisini daha önce de belli etmişti. Zeytin Dalı Harekâtı sırasında TSK ile Afrin’de çatışan YPG militanları zaten tünellerin başarısızlığıyla yüzleşmişlerdi, ancak bu gerçeği kabul etmeyi reddederek tünelleri genişletmeyi sürdürdüler.

Oysa tüm bu kaynaklar Rojava’nın kalkınmasına harcanabilirdi. SDG’nin çekildiği yerlerde iç savaşın ilk yıllarında oluşan enkazın halen yerinde durduğu ve SDG’nin bölgeye en ufak bir yatırım bile yapmadığı görüldü. Bu da zaten etnik temizlik ve yoğun baskıya maruz kalan yerel halkı bir nebze memnun edebilecek sivil hizmetlerin de gerçekleşmemesine neden oldu. Suriye ordusunun girdiği köylerde halkın sevinçle Suriye askerlerini karşıladıklarına dair görüntüler internette dolaştı.

Yanılgı ve Yenilgi

Muhtemelen hepsinin arasında YPG’nin en büyük hatası değişen konjonktürü ve Amerikan siyasetini okuyamamak oldu. Trump’ın ikinci iktidarı ile birlikte MAGA, ABD dış politikasında önemli bir paradigma değişimi gerçekleştirdi. SDG artık Demokrat Parti’den ve eski paradigmadan kalan bir antikaydı ve Trump yıllardır Suriye’ye harcanan bu parayı kesmeye niyetliydi. Tom Barrack’ın sözleri ciddiye alınmadı, oysa Barrack’ın, Trump ile yakın dost olduğu ve aslında söylediği sözlerin Trump’ın ağzından çıkan sözler olduğu aşikârdı.

YPG bunu kabullenmedi, aksine kötüleşen Türkiye-İsrail ilişkileri sayesinde İsrail’in kendilerine arka çıkacağını düşündü. İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgal etmesi, Şam’ı defalarca bombalaması, hatta Şam’a gönderilen Türk hava savunma sistemini bile vurması YPG’yi daha da cesaretlendirdi.

Burada YPG’nin ön göremediği şey aslen bir iş insanı olan Trump’ın al-ver diplomasisi konusundaki başarısıydı. Trump iki tarafın da kazanacağı anlaşmalar hazırlamaya yatkındı ve El Şara ile Netenyahu’yu aynı masaya oturtarak sınır bölgesinin kaderi konusunda anlaşmaya vardırmış olması İsrail’in desteği çekmesi için yeterli oldu. Böylece YPG, Suriye’nin kuzeydoğusunda yapayalnız kaldı.

YPG’nin bir diğer kritik hatası da Türkiye’deki Kürtleri direnişe davet etmesi. Bu çağrının karşılığında Türkiye’de gerçekleşebilecek herhangi bir karışıklık, şimdiye dek sahaya girmeyen TSK’nın da bölgeye müdahale etmesi için yeterli gerekçeyi sağlıyor. Dolayısıyla YPG aslında çırpındıkça daha kötü bir şekilde batıyor.

Sonuç Yerine

Bu yazı yazıldığı sırada Şam’ın YPG’ye verdiği dört günlük süre henüz dolmadı. Şimdiye dek açık kaynaklardan gelen verilere göre hem Kuzey Irak’tan hem de İran’daki PJAK’tan militanlar Haseke bölgesine inerek burayı savunmaya hazırlanıyor. Bu durum halen anlaşmayı yürürlüğe koymayı kabullenmediklerini gösteriyor.

Buna karşı yine açık kaynaklar, Şam’ın da bölgeye yığınak yaptığını gösteriyor. YPG’nin Ayn El Arap’a militan yollayabilecek kara yolunun kalmadığı düşünülürse asıl Haseke ve Kamışlı için kan döküleceğine dair ciddi emareler var.

Orta Doğu’da günler değişiyor, ancak savaş asla değişmiyor.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Köşe Yazıları

Basra Körfezinin girişinde yer alan Abu Musa, Küçük ve Büyük Tund adaları 1971 yılında İran tarafından adaların ilhak edilmesinden itibaren günümüze kadar geçen sürede...

Köşe Yazıları

En sonda söylemek gerekeni en başta söyleyelim; Türkiye bu projeyi tamamlayacak, öngörülebilir gelecekte de tamamlamaktan başka bir seçeneğe sahip değil. Bu mecburiyetin gerekçeleri ayrı...

Köşe Yazıları

Yunanistan, önümüzdeki 6 yıl içerisinde sahip olacağı kabiliyetler sayesinde, olası bir çatışmanın 8. saatinde; Tüpraş ve Aliağa rafinerileri; Gölcük ve Aksaz donanma üsleri, Arifiye...

Köşe Yazıları

1949 yılında kuruluşunun hemen ardından İsrail’i resmen tanıyan ilk Müslüman ülkenin Türkiye olması, Tel Aviv ile Ankara arasındaki ilişkileri başından itibaren özel kılan önemli...