Venezuela’da 2024 yılında gerçekleştirilen başkanlık seçimleri, yalnızca ülke içi bir siyasi krizi değil, aynı zamanda son yılların en çarpıcı meşruiyet tartışmalarından birini beraberinde getirmiştir. Seçimlerin ardından mevcut Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun oyların %51,2’sini alarak yeniden seçildiğinin ilan edilmesi, muhalefet cephesinde ciddi itirazlara yol açmıştır. Muhalefet, resmi sonuçların gerçeği yansıtmadığını, adayları Edmundo González’in paralel sayım verilerine göre seçimi önde tamamladığını savunmuştur. Buna karşın, devlet kurumları üzerindeki kontrolü elinde bulunduran Ulusal Seçim Konseyi (CNE), Maduro’yu seçimin galibi olarak ilan etmiş ve bu durum uluslararası alanda “şeffaflık” ve “demokratik meşruiyet” tartışmalarını derinleştirmiştir.
Birçok uluslararası aktör, Maduro’nun demokratik meşruiyetini sorgularken, Maduro yönetimi yargı, bürokrasi ve güvenlik aygıtları üzerindeki kontrolü sayesinde iktidarını sürdürmeyi başarmıştır. Muhalefetin seçim sonuçlarını kazandığı yönündeki iddialarına rağmen Maduro’nun iktidarı bırakmaması, sandıkta elde edilen sonucun tek başına iktidar değişimi için yeterli olmadığını göstermiştir. Bu süreçte dikkat çeken bir diğer önemli unsur ise seçime katılım oranının yalnızca %42,6 seviyesinde kalmasıdır. Düşük katılım, seçimlerin toplumsal meşruiyetini daha da tartışmalı hâle getirmiştir.
Ortaya çıkan bu tablo, modern otoriterleşmenin temel dinamiklerinden birini gözler önüne sermektedir. Seçimler, iktidar için bir meşruiyet kaynağı oluştursa da, fiilî iktidar değişimi çoğu zaman kurumların bağımsızlığına ve uluslararası dengelere bağlıdır. Venezuela örneğinde “sandık” ile “kurumsal güç” arasındaki gerilim, ülkeyi uzun süredir ekonomik çöküş, kitlesel göç, toplumsal kutuplaşma ve dış müdahalelere açık bir kırılganlık hattına sürüklemiştir. Devletin güvenlik mekanizmalarını, yargıyı ve bürokrasiyi kontrol eden bir iktidarın, demokratik meşruiyetini büyük ölçüde kaybetse dahi koltuğunu koruyabildiği açıkça görülmektedir. Bu durum, iktidarın yalnızca halk desteğiyle değil, aynı zamanda kurumsal güç aracılığıyla sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır.
Operasyonun Gerçekleşme Süreci
Gece yarısı başlatılan operasyon kapsamında, 20 farklı kara ve deniz üssünden 150’den fazla hava aracı havalanmıştır. Amerikan hava araçlarının Venezuela hava sahasına girmesiyle birlikte eş zamanlı saldırılar gerçekleştirilmiş ve operasyon güvence altına alınmıştır. Operasyonda dikkat çeken en önemli unsurlardan biri, elit birlik olarak bilinen Delta Force’un aktif rol alması olmuştur. ABD Genelkurmay Başkanı Don Caine’nin açıklamaları, operasyonun uzun süredir planlandığını ve CIA ile Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ile birlikte detaylı bir hazırlık süreci yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.
“Kesin Çözüm” adı verilen operasyon kapsamında F-22, F-35 ve B-1 tipi savaş uçaklarının yanı sıra çok sayıda insansız hava aracı kullanılmıştır. Operasyon ekibinde yer alan personelin yaş aralığının 20 ile 49 arasında olması, operasyonun hem teknik hem de insan kaynağı açısından titizlikle planlandığını göstermektedir. Bu süreç, hava üstünlüğü, siber güvenlik ve modern savaş teknolojilerinin günümüz çatışmalarındaki stratejik önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
Maduro’nun Akıbeti
Operasyonun ardından Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD’ye götürülmek üzere USS Iwo Jima adlı gemiye alınmıştır. Çift, ABD’nin New York eyaletinde bulunan Stewart Hava Ulusal Muhafız Üssü’ne sevk edilmiş, ardından ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ekipleri tarafından zırhlı eskort eşliğinde New York’un Brooklyn bölgesindeki Metropolitan Gözaltı Merkezi’ne götürülmüştür. ABD Adalet Bakanı Pam Bondi tarafından açıklanan iddianameye göre Maduro, “narko-terörizm komplosu”, “kokain ithalatı komplosu”, “makineli tüfek ve yıkıcı cihaz bulundurma” ve “bu silahları bulundurmak için komplo kurma” suçlamalarıyla yargılanacaktır.
Türkiye’nin Tutumu
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, krizin tarafsız bir şekilde değerlendirildiği, tarafların itidalli davranması gerektiği ve sorunun uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise yaptığı açıklamalarda, yaşananların bilinen bir yöntem olduğunu ve Maduro’nun haksız ve hukuksuz biçimde görevden uzaklaştırılmaya çalışıldığını ifade etmiştir. Bahçeli, 15 Temmuz darbe girişimi ile Venezuela’daki gelişmeler arasında benzerlik kurmuştur.
Muhalefet cephesinde ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Maduro’nun adil bir seçim süreci yürütmediğini kabul etmekle birlikte, ABD’nin müdahalesinin uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurgulamış; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sessizliğini eleştirerek bu tutumun dolaylı olarak Trump yönetimini desteklemek anlamına geldiğini ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı tarafından ise konuya ilişkin herhangi bir resmi açıklama yapılmamıştır.
Almanya’nın Tutumu
Almanya’da hükümet partisi CDU’nun genel yaklaşımı Maduro karşıtı bir çizgide şekillenmektedir. Parti içindeki birçok dış politika uzmanı, Maduro iktidarının sona ermesini Venezuela halkı açısından bir umut olarak değerlendirmektedir. Başbakan Friedrich Merz, Maduro’nun ülkesini felakete sürüklediğini, seçimlerin hileli olduğunu ve bu nedenle Almanya’nın Maduro hükümetini tanımadığını belirtmiştir. Merz, ABD müdahalesinin hukuki boyutunun karmaşık olduğunu ifade etmekle birlikte, operasyonu destekleyen yönde açıklamalarda bulunmuştur.
Buna karşılık Yeşiller Partisi, Maduro’yu eleştirmekle birlikte ABD’nin saldırısının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunmuş ve Alman hükümetinden açık bir tutum sergilemesini talep etmiştir. Sol Parti (Die Linke) de ABD’nin müdahalesini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirmiştir. Hükümet ortağı SPD’li siyasetçiler ise Başbakan’dan farklı olarak, yaşananları uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak değerlendirmiştir.
Sonuç: Venezuela Dersi ve Meşruiyet
Gelinen noktada Venezuela, yalnızca bir ülkenin iç siyasi krizi değil; egemenlik, güç kullanma yasağı ve demokratik meşruiyet gibi uluslararası düzenin temel ilkeleri arasında sıkışmış bir sınav alanı hâline gelmiştir. İktidarın koltukta kalma ısrarı ekonomik çöküş, toplumsal kırılma ve dış müdahalelere açıklık gibi ağır bedeller doğururken, dış müdahale de yeni bir meşruiyet ve hukuk krizini tetiklemektedir. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak unsur, Venezuela’daki geçişin hangi mekanizmalarla ve hangi meşruiyet zemininde şekilleneceği olacaktır.
Bu müdahalenin doğruluğu tartışmalı olmakla birlikte, yaşananlar iktidarı bırakmama uğruna bir ülkenin nasıl derin krizlere sürüklenebileceğini somut biçimde göstermektedir.