Connect with us

Hi, what are you looking for?

HariciyeHariciye

Köşe Yazıları

Emir Abbas Gürbüz yazdı: “Filistin’de Temsiliyet Krizi”

7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail topraklarına başlattığı sürpriz saldırı ile beraber Filistin sorunu dünyanın gündemine tekrardan oturdu. İsrail’in tüm uluslararası çabaya rağmen Gazze’de devam ettirdiği savaş kısmen Batı Şeria, Lübnan, Suriye ve Irak’a da sıçradı. Yemen ve İran’dan İsrail’e yönelen kısıtlı saldırılara karşılık ise İsrail misliyle askeri karşılık vermesiyle olası bir bölgesel savaşın fitili ateşlendi.

İsrail’in 2005 yılında Gazze’den Yahudi yerleşimcileri zorla tahliye ederek çekilmesinden bir süre sonra Gazze’nin kontrolünü alan Filistin siyasetinin İsrail ile uzlaşma karşıtı siyasi aktörü Hamas, bölgeyi İsrail’e karşı sürdürülen uzun soluklu bir savaşın üssü gibi örgütledi. Elindeki kısıtlı imkanlarla İsrail’e fırsat buldukça saldıran Hamas bir yandan İsrail’e saldırmasıyla kamuoyunda meşruiyet devşirirken diğer yandan Gazze’ye İsrail tarafından orantısız karşı saldırılar bölge halkının radikalleşmesine hizmet etti.

Bölgenin bu kronik sorunun devamlığı bir taraftan İran ve Suriye rejimlerinin de devamlılığının itici gücü haline gelmişken diğer yandan İsrail’deki sağ siyasetin zor durumda kaldığında başvurduğu “yakın tehlikesi” haline gelmiştir.

Filistin sorunu ele alındığında her zaman masada tek devletli veya iki devletli çözüm tartışılırken asıl sorun gözden kaçmaktadır. Olası bir çözümün taraflarını kimin temsil edeceği gibi birincil bir sorun ortada dururken toprak ve egemenlik meselesi tali bir mesele haline gelmektedir.

Filistin’de bugün iki siyasi otorite bulunmaktadır. Bir tarafta 2006 yılındaki genel seçimlerde en yüksek oyu alan ancak tüm Filistin’de iktidarı teslim alamayan Hamas bulunurken ve diğer tarafta uluslararası meşruiyeti olan ancak halk tarafından meşru kabul edilmeyen El-Fetih bulunuyor. Her ne kadar uluslararası toplum El-Fetih ve lideri Mahmut Abbas’ı muhatap kabul etse de bugünkü anket çalışmaları Filistinlilerin Mahmut Abbas’ın kendilerini temsil ettiğine inanmadığını ortaya koymaktadır. Diğer taraftan da Hamas’ın İsrail ile düzenli olarak savaş içerisinde olması da Filistinliler nezdinde Hamas’a meşruiyet ve popülerite kazandırmaktadır.

Buna karşın halkın desteklemediği ama uluslararası toplumun kağıt üstünde tanıdığı bir El-Fetih yönetimi, Filistin sorununu çözmek için yetersiz kalırken nispeten halk desteğine sahip Hamas ise “tüm İsrail’i fethetme” amacı çerçevesinde hareket ettiğinden realist bir çözüm ortağı olmaktan uzaktır. El-Fetih’in Marksist geçmişi, halk nezdindeki meşruiyet tartışması ve pasif tavırları sebebiyle Filistin halkına beklediği uluslararası desteği devşirememektedir.

İsrail bu temsiliyet krizinden faydalanıp topraklarını maksimize etmek için her yola başvurmaktadır. Savaş sonrası Gazze’si için İsrail, yeniden Yahudi yerleşimci iskânı, nüfusu tamamen sürgün etme gibi radikal çözümleri ön plana koymaktadır.

Buna karşın Amerika’da basit bir psikolojik sebep sonuç ilişkisi olarak İsrail yanlısı anne-babaların çocukları ebeveynlerine tepkilerini Filistin yanlılığı olarak göstermekte, Avrupa’da da sağ yükselişe karşı kurulmak istenen sol duvar, kendini Filistin sempatisi ile ifade etmektedir. Batıda yaygın şekilde halkta karşılık gören Filistin yanlısı aktivizmin doğurduğu siyasi rüzgâr Filistinlerin sorunlarının çözümü için bir umut olabilir.

Ancak bunun için öncelikle Filistin’deki temsiliyet krizinin çözülmesi gerekmektedir. Sorununun çözümü için Filistin halkı içerisinden yeni bir siyasi irade doğması, bu iradenin batı ile iyi ilişkileri sahip, terörizmden uzak, halktan da popüler desteğe sahip bir gruptan oluşması gerekmektedir. Unutulmamaktadır ki Filistin halkı yıllardır süregelen şiddet sarmalı içerisinde radikalleşmiş ve realist düşünceden uzaklaşıp intikamcı bir dürtü ile Hamas’ın eylemlerini yarın başlarına geleceği düşünmeden desteklemektedir. Bu da aslında sosyolojinin ürünü olan Hamas’ın bugün yok olsa bile yarın yeniden başka isimlerle ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

Bu durumda ne yapmak gerektiği sorusu gündeme geliyor. Her şeyden önce Filistin topraklarında tarafsız ülkelerden müteşekkil bir konsorsiyumun gerek askeri gerek siyasi gözetimi altında ateşkesin sağlanması ve sonrasında kurumların inşa edilmesi ve sonrasında sağlıklı aktörler ile yeni sürecin inşa edilmesi gerekiyor. Tabi ki bu senaryo ütopya olmasından ziyade kararlı bir siyasi irade ile bir araya gelmiş batılı güçlerin varlığını zaruri kılıyor.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Köşe Yazıları

Basra Körfezinin girişinde yer alan Abu Musa, Küçük ve Büyük Tund adaları 1971 yılında İran tarafından adaların ilhak edilmesinden itibaren günümüze kadar geçen sürede...

Köşe Yazıları

En sonda söylemek gerekeni en başta söyleyelim; Türkiye bu projeyi tamamlayacak, öngörülebilir gelecekte de tamamlamaktan başka bir seçeneğe sahip değil. Bu mecburiyetin gerekçeleri ayrı...

Köşe Yazıları

Yunanistan, önümüzdeki 6 yıl içerisinde sahip olacağı kabiliyetler sayesinde, olası bir çatışmanın 8. saatinde; Tüpraş ve Aliağa rafinerileri; Gölcük ve Aksaz donanma üsleri, Arifiye...

Köşe Yazıları

1949 yılında kuruluşunun hemen ardından İsrail’i resmen tanıyan ilk Müslüman ülkenin Türkiye olması, Tel Aviv ile Ankara arasındaki ilişkileri başından itibaren özel kılan önemli...