28 Aralık 2025 Pazar günü yüksek enflasyon, artan işsizlik oranları ve İran riyalinin değer kaybetmesi gibi ekonomik kriz kaynaklı sorunlara tepki göstermek isteyen İranlı protestocular Tahran sokaklarını doldurdu. Şahlık rejiminin yıkılmasında da öncü olan Tahran Kapalı Çarşı esnafının liderlik ettiği gösterilere, kısa süre içinde rejime karşı olan üniversite öğrencileri ve diğer kentlerdeki halkın da katıldığı geniş kalabalıklar eklendi. Bir süre sonra protestolar Tahran dışına yayıldı ve birçok bölge protestolarla sarsıldı. Protestoların üçüncü gününde güvenlik güçlerinin protestoculara sert müdahalesi sebebiyle ilk ölümler rapor edilmeye başlandı. 31 Aralık itibarıyla protestolar ülke genelinde büyümeye devam etti ve kentlerin büyük bir çoğunluğunda kitlesel gösteriler ve güvenlik güçleri ile çatışmalar meydana geldi. Şiddetin artmasıyla beraber gösteriler kısa süre içinde boyut atladı ve göstericiler rejimin sona ermesi ve siyasi değişim talep etmeye başladı.
Yeni yılın gelmesiyle beraber birçok eyalette güvenlik güçleri ile protestocuların çatışmaları artmaya başladı ve Kermanşah’ta iki kardeşin öldürülmesi gibi olaylar halkın öfkesini ve protestoculara desteğini artırdı. İlerleyen günlerde rejim tarafından kesilen internet ve telefon bağlantısıyla protesto ve protestocuların akıbetinin İran ve dünya genelinde öğrenilmesi engellendi ve bu süreçte güvenlik güçleri müdahalenin şiddetini artırarak yaptıkları insan hakları ihlallerine devam etti. Protestolar devam ederken BM ve insan hakları örgütleri, çoğu sivil olmak üzere çok sayıda ölüm ve haksız gözaltı rapor etmiştir. Ölü sayısı tam olarak kesinlik kazanmasa da dört bin ile on iki bin arası sayılar verilmektedir. Protestolara yönelik bu kanlı baskıdan sonra ABD yönetimi protestoculara destek sinyalleri vermiş ve İran ile ticaret yapan ülkelere ek yüzde yirmi beş gümrük vergisi uygulayacağını belirtmiştir. Bu çağrı İran’da rejime destek veren kesimlerin belli oranda destek tazelemesini sağlasa da yapılan çalışmaların gösterdiği üzere rejimi İran’ın orta ve alt ekonomik grupların desteklediği düşünüldüğünde daha da zorlaşacak ekonomik sıkıntıların rejimi yıkabilmesi beklenmektedir. Bu yazının amacı rejim yıkılırsa İran’ın kaderinin ne olacağı üzerinedir.
İran Protestolarının Sebebi ve Geleceği
Protestoların başlangıçta sebebi İran’ın yaşadığı ciddi ekonomik sıkıntılardı. İran riyalinin ciddi değer kaybı, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı halkın öfkesini tetikleyen ana etken oldu. Protestolar ilerleyen dönemlerde siyasi baskı ve rejim karşıtlığına evrildi. Bazı protestocular yönetimin yapısal otoriter karakterini hedef alarak İslam Cumhuriyeti’nin sona erdirilmesini ve son İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi’nin geri dönmesini ve iktidarı devralmasını talep etti. İfade özgürlüğü, kadına yönelik ayrımcılığın son bulması gibi talepler internet kısıtlamaları ile birleşince halkın tepki mekanizması daha da tetiklendi.
İran protestolarının geleceğini ve yaratacağı etkileri anlamak adına protestolara katılan kitlelerin yapısını da analiz etmek gerekmektedir. Protestolar İran Devrimi’nin başladığı yerde, yani Tahran Çarşısı’nda başlamıştır. Bu durum esnaf, tüccar ve pazarcılar gibi orta kesime ait olan unsurların protestolara katıldığını göstermektedir. İran molla rejimini ayakta tutan gücün iki ana ayağı vardır. Bunlar orta ve alt sınıftır. Orta sınıfın bazı unsurlarının protestolara katılması bu yüzden rejimin geleceği adına önem arz etmektedir. Protestolara katılan ana grup üniversite öğrencileri ve gençlerdir. Bu grup protestoların zamanla en geniş kitlesi olmuştur. Şah dönemini yaşamadıkları, etkilerini görmedikleri ve molla rejimine karşı çıkan tek politik aktör olarak Rıza Pehlevi’yi gördükleri için şahlık rejiminin geri gelmesini talep etmektedir. Protestolara katılan en önemli unsurlardan biri işçiler ve işçi gruplarıdır. Rejimin iki ana dayanağından biri olan alt kesimi temsil eden işçi ve işçi gruplarının protestolara fiili olarak katılması ve ülke genelinde grev ilan etmeye çalışmaları protestolar sebebiyle rejimin yaşadığı zorluğu gözler önüne sermektedir.
Protestolar devam ederken ve rejim protestoları kanlı bir biçimde durdurmaya çalışırken konuya ilgili herkes bu protestoların kaderinin ne olacağını ve İran’da nasıl bir değişim yaratacağını merak etmektedir. Değişimden kasıt rejim karşıtı protestoların başarılı olup rejimi yıkıp yıkmayacağıdır. Bu sorunun cevabını vermek kolay değildir. Fakat protestolara orta ve alt sınıf katılımı olsa da sonralarda protestoların rejim değişikliği talebi eksenine kayması bu iki kesimin meydanlardan çekilmesine imkân sağlamaktadır. Bu yüzden protestoların rejimi devirmesini beklemek doğru değildir. Fakat bu yakın zamanda rejimin çökmeyeceği anlamına gelmemektedir.
İran Molla Rejimi’nin Geleceği
İran’daki teokratik rejimin ve ona dayanan siyasal yapılanmanın düşük destek ve inanca rağmen bu zamana kadar yıkılmamasının birçok sebebi vardır. Bu sebeplerden en önemlisi, rejimin çökmesi durumunda İran’ı bir arada tutacak başka bir gücün bulunmamasıdır. İran içinde birçok etnik grup, farklı dil ve bölge barındırmaktadır. Bu kadar çok farklı etnik grup barındıran bir ülkenin üst bir yapı olmadan bütün olarak kalması kolay değildir. İran İslam Devrimi ile beraber İran’ın yüzde doksanının taşıdığı kimlik olan Şiilik bağlayıcı yapı olarak sayılmış ve rejim bunun üzerine kurulmuştur. İran’ın yüzde onunun da Sünni olduğunu denklemin içine katarsak rejimin yıkılması doğrultusunda İran’ı bir arada tutacak hiçbir sebep ve kimlik kalmamış olur. Bu durum da İran’ın bölünmesinin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Bölünmenin İran eyaletlerinin etnik dağılımına göre olması beklenmektedir. Dağılma sonrası hızlı sonuçların alınması ve bölgelerin yeni statülere kavuşması kolay değildir. Çünkü etnik dağılımların ihtilaflı olduğu bölgelerin varlığı, bazı haritaların etnik açıdan üstün oldukları yerlerin üstünde yer edindiği ve Şii kimliğinin merkezinin İran’dan Irak’a kayacağı unutulmamalıdır.
İran’ın Bölünmesi Durumunda Türkiye’yi Bekleyen Riskler ve Yapılması Gerekenler
İran’ın bölünmesi durumunda Türkiye birçok riskle karşı karşıya gelecektir. Bu riskleri doğru tanımlayabilmek için güvenlik, ekonomi ve göç üçgeninde değerlendirmek doğru olacaktır. Bu üçgenin ilk ayağı önemi ve aciliyeti doğrultusunda öne çıkan güvenlik problemleridir. Bu problemlerin başında sınır güvenliği ve devletsiz alan sorunu gelmektedir. İran devleti bugün sınırın kendi tarafını kontrol eden güçtür. Bu gücün zayıflaması veya yok olması Zagros hattında milisleşme, kaçak geçiş, silah ve uyuşturucu rotalarının delinmesi ihtimalini artırır. Eğer bölünme mevcut Kürt hareketlerinin haritalarına uygun bir biçimde olursa Türkiye Batı Azerbaycan Eyaleti ile komşu olsa ve sınır şehirlerinde Kürt değil Azerbaycan Türkü çoğunluk bulunsa da İran Kürdistanı olarak adlandırılan yapı tarafından kuşatılmış olacaktır. Bu durum PJAK’ın Türkiye sınırını kuşatması ve Türkiye’ye ciddi bir tehdit oluşturması anlamına gelmektedir.
Üçgenin ikinci ayağı ekonomidir. Türkiye İran ile yoğun ticari ilişkiler içerisindedir. İran’ın bölünmesi durumunda İran’la kara ticareti, transit rotalar ve sınır illerin ekonomisi zarar görür. Oluşan kaos ortamı kaçakçılığı artırıp resmi ticareti düşürebilir. Bunların yanında İran Türkiye’nin doğalgaz tedarikçilerinden biridir. İç savaş ve bölünme senaryosunda akış kesintisi ve fiyat artışı üzerinden Türkiye’de fiyat artışı ve enerji güvenliği baskısı yaratabilir. Ayrıca İran üzerinden giden enerji düzenekleri de etkilenebilir.
Türkiye’yi bekleyen risk üçgenin son ayağı göçtür. Türkiye Suriye meselesi yüzünden siyasi, toplumsal ve kapasite olarak hassas konumdadır. İran’dan gelebilecek büyük bir dalga barınma, sağlık, eğitim, işgücü piyasası ve kamu düzeni üstünde ani baskı yaratacaktır. Ayrıca bu durum AB ile Türkiye’nin tampon bölge gerilimini büyütecektir.
Türkiye yukarıda sıralanan risklerle mücadele edebilmek için şimdiden bir yol haritası oluşturmak ve onun altyapısını hazırlamak zorundadır. Entegre Sınır Yönetimi (IBM) yaklaşımıyla tek kurum-tek resim mantığıyla aynı resim üzerinden sınır güvenliğini komuta ve koordine etmelidir. İran sınır güvenliğinde teknolojik imkânlardan yararlanıp kriz moduna girmelidir. Bunların yanında da sınır illerinde kaçakçılık, uyuşturucu ve silah hatlarına karşı gümrük ve mali suç kapasitesini büyütmelidir. Gelen göçü sınırda durdurmalı ve göçün Türkiye içine dağılmasını engellemelidir. Yaşanma ihtimali olan kriz öncesinde ekonomik problemleri asgariye indirmek adına İran gazına bağımlılık esnetilmelidir. Gaz akışında kesinti ihtimaline karşı kış senaryoları hazırlanmalı, LNG sözleşmelerinde çeşitlendirme yönünde adımlar atılmalıdır. İran’la ticaret yapan Türk vatandaşlarının korunması adına Türkiye yaptığı veya yapacağı yeni ticaret anlaşmalarıyla iş dünyası için yeni kapılar açmalı ve Türk iş insanlarının etkilenmesini minimuma indirecek yollar aramalıdır.
Türkiye için en büyük tehdit PJAK ve diğer Kürt hareketlerinin paylaştığı haritalarının gerçekleşmesi ve Türkiye’nin doğu sınırının terörist gruplar tarafından çevrelenmesidir. Bu durumun gerçekleşmemesi adına Türkiye bölgede aktif olmalı ve bölgede soydaşlarının çoğunluk olduğunu unutmamalıdır. Türkiye ancak soydaşları ile hareket ederse bölgede kalıcı güvenliği sağlama ve krizi fırsata çevirme imkânına sahiptir. Bu yüzden İran içindeki Azerbaycan Türkleri ve Türkmenler maddi ve manevi olarak desteklenmelidir. Bu destek doğrultusunda oluşacak güç ile Batı Azerbaycan Eyaleti’nden Golestan Eyaletine kadar olan hatta yoğun Türk varlığının oluşması hedeflenmeli ve bu hatta Gilan ve Mazandaran eyaletleri gibi Türklerin yoğun olarak yaşamasa da coğrafi açıdan bütünlüğü sağlayacak bölgelerin de dâhil edilmesi sağlanmalıdır. Bu hatta kurulacak devlet ve bu devletin güçlenmesi İran coğrafyası kaynaklı Türkiye’ye yönelik terörü engelleyecek ve Azerbaycan Türkü ve Türkmen yerleşimlerinin birliği sağlanarak Türkiye’nin Orta Asya’ya ulaşımı sağlanacaktır. Bu yüzden Türkiye bölgeye eğilmeli, bölgenin bağımsızlığı ve yukarıda verilen amaç doğrultusunda güçlenmesi için gereken tüm adımları çekinmeden atmalıdır. Bu tarihi krizi fırsata çevirmek demektir. Bu adımlar atılmazsa Türkiye Suriye İç Savaşı ile karşılaştığı manzaranın daha kötüsüyle karşılaşabilme ihtimaline sahiptir.
Sonuç
İran’da yaşanan ekonomik sorunlara tepki için başlayan ve sonralarında rejim değişikliği taleplerine evrilen protestoların İran’ın geleceğini değiştirecek sürecin habercisi olduğu düşünülmektedir. Bu değişimin Türkiye’ye de bir takım riskler ve fırsatlar yaratacağı unutulmamalı; protestolarla başlayan süreç İran’ın yapısını hemen değiştirmeyecek olsa da Türkiye bu ihtimalin bir gün gerçekleşebileceğini düşünerek hem kendi çıkarları hem de bölgedeki soydaşlarının güvenliği adına şimdiden hazırlık yapmaya başlamalıdır.