Batı Afrika’da Bölgesel Bir Deney: Sahel Konfederasyonu
Afrika ülkeleri, eski kolonicilerinden bağımsızlıklarını kazandıklarından beri birçok farklı sorunla boğuşsalar da bu ülkelerin şikayet ettiği sorunlar genel olarak benzerlik taşımaktadır. Avrupalıların çizdiği sınırlardan doğan anlaşmazlıklar, kıtlık, terörizm, şeklen bölgeyi terk etmiş olsa da ekonomik hegemonyasını sürdürdüğünü iddia ettikleri eski koloniciler vs.
Yine benzer sorunlarla boğuşan Batı Afrika ülkelerinden Sahel bölgesinde bulunan 3 tanesinde; Burkina Faso, Mali ve Nijer üçlüsünde, hükümetlerinin bu sorunlarla mücadele etmedeki performansından memnun olmayan subaylar grubu ayrı ayrı darbeler gerçekleştirerek ülkelerinde iktidara geldi ve sonrasında yaşadıkları zorluklar bu üç devleti Pan-Afrikanist bir oluşum kurmaya itti: Sahel Konfederasyonu.
Yazıya devam etmeden önce ufak bir not olarak Konfederasyonun ismiyle ilgili kafa karışıklığı oluşmaması için şunu söylemeliyiz: Konfederasyon hem Sahel Devletleri Konfederasyonu, hem Sahel Devletleri İttifakı hem de AES (Sahel Devletleri İttifakı) Konfederasyonu olarak anılmaktadır. Bu yazıda üç isim birlikte kullanılmıştır.
Pan-Afrikanizm Hikayesi
Afrika ülkelerinin boğuştuğu sorunlara bir çözüm olarak, özellikle bölgedeki Sosyalist ve Marksist fikirlerden etkilenmiş olan liderler arasında, öne çıkan fikirlerden birisi Pan-Afrikanizm olmuştur. Pan-Afrikancılar kıta halklarının ortak bir kadere bağlı olduğunu öne sürerek Afrika’nın geleceğinin bu halklar arasındaki iş birliğinin arttırılmasında olduğunu öne sürmüştür.
Bu 3.dünyacı ideolojinin takipçileri Afrika kıtasının ve halklarının potansiyelinin dünyayı sarsacak cinsten olduğunu öne sürseler de belirtilmelidir ki Pan-Afrikancı ideoloji Afrika’nın sorunlarını çoğunlukla dış müdahaleye endeksleyerek Afrikalı halklar arasında bulunan kültürel, etnik ve dini ayrımlardan doğan çatışmaları genel olarak göz ardı etmektedir.
Sahel Konfederasyonu ise romantik Pan-Afrikancılığın aksine en baştan hedefini bu üç ülkeyle sınırlandırarak daha gerçekçi bir yapı oluşturmaktadır. Sahel bölgesini kapsayan bir konfederasyonun ortak sorunlara karşı birlikte mücadele etmesi, elbette Kaddafi’nin “Afrika Birleşik Devletlerinden” daha gerçekçi. Hem Sahel bölgesini saran cihatçı teröre, hem Fransa’nın bölge ekonomileri üzerindeki hegemonyasına, hatta çevre sorunlarına bile iş birliği halinde karşı koymak isteyen bu konfederasyonun başarılı olması hiç de imkansız değil.
Darbe Kuşağı
Darbe Kuşağı, Batı ve Orta Afrika’da bulunan ve çok sık askeri darbeler yaşanan ülkeleri tanımlamaktadır. Bu bölgelerde yaşanan darbeler oldukça eski olsa da, bu terimin popülerliğini kazanması 2020 yılından beri bölgede gerçekleşen bir dizi darbe girişimi olmuştur.
Bu darbeler genel olarak Fransa tarafından eğitilmiş ancak ideolojik olarak Fransa’ya düşman olan, Rusya’ya sempatileri yüksek subaylar tarafından gerçekleştirilmektedir. Nitekim bu darbelerin hepsinin ardından darbelerin gerçekleştiği ülkeler bölgede Batı etkisi altında olarak görülen bölgesel örgütlerden dışlanmıştır ve darbeci yönetimler ise Fransa ile her alanda iş birliğini keserek Fransa’dan oluşan boşluğu doldurmak için Rusya, Çin ve az da olsa Türkiye ile anlaşmıştır.
Sahel Konfederasyonu’nu oluşturacak olan 3 devlette ilk darbeler Mali ve Burkina Faso’da gerçekleşmişti. Bu iki ülkede gerçekleşen darbelerden kısa süre sonra bu ülkelerin Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyelikleri askıya alınmıştı. Bu iki ülkedeki darbeler ECOWAS tarafından ciddi bir tepkiyle karşılanmasa da 2023 yılında Nijer’de gerçekleşecek olan darbe ve sonrasındaki gelişmeler bu askeri cuntaları yakın iş birliğine teşvik edecekti.
ECOWAS, Nijer’de gerçekleşen darbeden sonra, Nijer Cumhurbaşkanı Bazum’a görevinin geri verilmemesi durumunda Nijer’e askeri müdahalede bulunacağını iddia edince Mali ve Burkina Faso cuntaları Nijer’deki cunta yönetimine desteklerini açıkladı. ECOWAS müdahalesi tehdidi sürerken kendi aralarında Sahel Devletleri İttifakı adı altında bir savunma paktı kuran cuntalar, zorunluluktan doğan bu ittifakı bir konfederasyon haline getirme niyetlerini ilan ettiler.
ECOWAS’ın askeri müdahale planından geri adım atmasından sonra Sahel Devletleri İttifakı, dış müdahale tehdidinden uzak biçimde 21.yüzyıl Afrika’sının Konfederasyon deneyini gerçekleştirmek için gereken adımları atmaya başladı.
Sahel Konfederasyonu’nun Hedefleri
Konfederasyon, 6 Temmuz 2024 tarihinde imzalanan bir sözleşme ile resmen kurulmuş ve Konfederasyon üyesi devletlerin devlet başkanları aynı tarihte 25 maddelik bir bildiri yayınlamıştır. Bu bildirinin 14.maddesi siyasi meseleler için diplomatik koordinasyon ve ortak bir dil çağrısında bulunurken 15.maddesi özellikle artık ECOWAS’a ve getirdiği kurallara bağlı olmayan Sahel Konfederasyonu üyesi devletler arasında insanların ve malların özgürce dolaşımı için gerekli adımların atılması çağrısında bulunmaktadır.
Bildirinin 16. Maddesi, Konfederasyon devletlerinin sahip oldukları kıt kaynakları bir havuzda toplayarak onları entegre biçimde stratejik sektörlere yatırım yapmak için kullanacağını belirtir. 16.maddede anılan bu önemli yatırım hedeflerinin arasında tarım ve gıda güvencesi, su ve çevre, enerji ve madencilik, ticaret, altyapı, komünikasyon ve telekomünikasyon anılabilir.
Özellikle su ve çevreye yönelik politikaların altının çizilmesi gerekmektedir zira Burkina Faso’yu geçmişte yönetmiş ve birçok açıdan modernleşmesine katkı sağlamış Marksist Devrimci ve Pan-Afrikanist Thomas Sankara, Afrika’daki çölleşmeyi tersine çevirmeye büyük önem vererek Burkina Faso’yu yeşilleştirmek için büyük bir ağaç dikme projesi yürütmüştü. Sahra çölünün genişlemesi ve Sahel’i içine katması tehdidi bugün de devam ederken Sankara’nın mirasçısı olarak görülen Konfederasyon liderleri, aynı çölleşme tehdidine karşı birleştirmiştir.
Bildirinin 17.maddesine baktığımızda da sağlık, eğitim, spor, istihdam gibi alanlara değinirken 18.maddesinde bir AES Yatırım Bankası’nın kuruluşu öngörülmektedir. 19.maddede ise ortak bir iletişim stratejisinin gereğine işaret edilmektedir.
Genel olarak baktığımızda AES Konfederasyonu, bu üç cunta arasındaki bir savunma paktı olarak başlayıp; bu üç ülkenin kendi arasında ortak bir Pazar, ortak bir parasal birlik (Parasal birlik meselesi en karmaşık olanı olduğundan sonda ayrıca değinilecektir) ve ortak bir savunma anlayışı inşa ederek federal bir egemen devletin oluşumunun adımlarını atmaktadır.
Sahel Konfederasyonu’nun Politikaları ve 2025 Zirvesi
Üye ülkeler ilk olarak Anti Kolonyalist Popülist politikalar izleyerek genel olarak Fransa’yı ve beraberinde getirdiği geçmişi hedef almıştır. Örneğin Uluslararası Frankofoni Örgütü’nden çıkan üye ülkeler, normalde ülkelerin resmi dili konumunda olan Fransızcanın statüsünü düşürmüştür. Üç ülke de hem kendi aralarındaki iletişimde hem de genel olarak halk arasında Fransızcayı esas almaya devam etse de üye ülkeler kendi ulusal dillerini toplum içinde yaymak için çabalamaktadır. Yine bu bağlamda Fransız yönetimi zamanından kalmış yol ve cadde isimleri değiştirilmekte, Fransız İhtilali gibi konular okulların müfredatından çıkarılmaktadır.
Üye ülkelerin entegrasyonu için en önemli adımlar ise 2025 yılında atılmaya başlanmıştır. ECOWAS üyelikleri 29 Ocak tarihinde resmen sonlanan devletler, ocak ayında ortak bir meclis için çalışmalarını başlatmışken şubat ayına gelindiğinde de AES Konfederasyonu bayrağını resmen dünyaya tanıtmıştı.
2025 yılının Ocak ayında üye devletler ortak bir biyometrik pasaport hazırlayarak entegrasyon yolunda önemli bir adım attı. 2025 yılının Şubat ayında ise devletler, AES Konfederasyonu üyesi devletlerin ortak kültürel politikasına dair bir bildiri imzalayarak üye devletlerin ortak bir kültürel miras taşıdığını belirterek ortak kültürel üretime dair politikalar hazırlanmıştır. Yine bu bağlamda 2025 yılının Haziran ayında 1 hafta süren, üç ülkenin sporcularının birbiriyle yarıştığı AES oyunları düzenlenmiştir.
AES Konfederasyonu’nun 2.zirvesi olan 2025 zirvesinde ise entegrasyon yolunda en önemli adımlar atıldı. 22 Aralık tarihinde devlet başkanlarının katılımıyla AES televizyon kanalı kuruldu. Yine devlet başkanları 23 Aralık tarihinde AES Konfederasyon Bankası’nın açılışında bir araya geldi. Aralık ayındaki bir diğer önemli gelişmeyse AES üyesi ülkeler JNIM gibi cihatçı örgütlerle mücadelede iş birliğini geliştirmek için AES Ortak Askeri Gücünü resmen kurdu.
5000 askerden oluşan ve merkezi Nijer olan bu ortak müdahale gücü, üye ülkelerin terörle mücadelede ortaklaşa biçimde hareket etmesini öngörerek AES üyelerinin JNIM gibi örgütlere karşı aldığı ağır kayıpları tersine çevirmeyi ummaktadır.
Konfederasyonun Genişleme Olanakları: Togo ve Benin
Birçok ECOWAS devleti Sahel Konfederasyonu ülkeleriyle ilişkilerini kesmiş olsa da Togo, AES Konfederasyonu üyeleri arasındaki entegrasyon projesi ilerledikçe ittifaka yakınlaşmıştır. Yine Benin ve Fildişi Sahili ile AES arasındaki gerilimden ötürü AES ülkeleri dış ticaret için Togo limanlarını kullanmak durumunda kalmıştır.
Togo Dışişleri Bakanı Robert Dussey, 2025 yılının Ocak ve Mart aylarında ülkenin AES’e katılmayı düşündüğünü ilan ederek olası bir üyelikleriyle beraber İttifak’ın denize ulaşımını sağlayarak bağımsızlıklarını pekiştirebileceğini öne sürmüştür. Denize erişim ve ticaretin yanı sıra Togo’nun üyeliğinin bir önemli artısı da Togo’nun kuzeyinde artan cihatçı varlığına karşı AES ülkeleriyle ortak hareket edebilmesi olacaktır. Yine Togolu bazı yorumculara göre Togo, hem ECOWAS ile ilişkilerini koruyup hem AES ile ilişkilerini geliştirerek 2 düşman örgüt arasında bir köprü görevi görebilir.
Konfederasyon için bir diğer önemli gelişme olanağı ise 7 Aralık tarihinde Benin’de gerçekleşen darbe girişimi esnasında doğmuştu. AES üyesi devletlerde gerçekleşen darbelere benzer bir karakteristiği olan Benin darbesinin ilk saatlerinde AES sempatizanı gruplar tarafından heyecanla karşılanmış ve ülkenin AES’in 4.üyesi olacağı öne sürülmüştü.
Ama Benin darbesi, başarısız olması bir yana, şaşırtıcı bir sertlikle bastırıldı. Darbenin başarısız olduğu aşağı yukarı belli olmuşken ECOWAS’ın ortak müdahale gücü ülkenin güvenliğini sağlama gerekçesiyle Nijeryalı, Ganalı, Sierra Leonlu ve Fildişili askerlerden oluşan bir birlikle Benin’e girmişti. Yine 7 Aralık gecesi Nijerya ordusu, Fransa’nın istihbarat desteği ve Benin yetkililerinin rızasıyla ülkeden kaçmaya çalışan darbecilere karşı hava saldırıları düzenlemiştir.
Nijerya darbesi söz konusu olduğunda ciddi bir adım atmayıp en sonunda geri adım atan ECOWAS devletlerinin Benin darbesinde bu kadar aktif bir tutum alması, kısa süre önce Gine-Bissau’da yaşanan darbenin de etkisiyle, yeni bir darbeler zincirini önlemeyi hedefliyor olabilir. Gine-Bissau darbesinden bu kadar kısa bir süre sonra Benin’de böyle bir girişimin gerçekleşmesi, muhtemelen bölgede daha fazla etki kaybetmek istemeyen Fransa’yı ve darbelerin sıçramasından zarar görecek olan Nijerya’yı panikleterek hem AES Konfederasyonu’na hem de potansiyel darbecilere karşı böyle bir mesaj vermeye itti. Böylece Fransa ve ECOWAS’ın bölgede daha fazla darbe girişimine izin vermeyeceği gösterilmiş oldu.
Benin’deki başarısız darbe girişimini gerçekleştiren Pascal Tigri’nin Togo’nun başkentine kaçtığı bildirildi. Yine darbeden bir gün önce Togo Cumhurbaşkanı’nın Nijer’i ziyaret edip cunta lideri ile görüştüğü iddia edilmişti. Benin darbesi ve Benin üzerinden denize erişim edinme hedefi AES için başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da Togo hükümeti Konfederasyona dahil olacak olan ilk sivil yönetim olabilir.
Dış Etkenler: Batı’dan Kopan bir Afrika
Fransa bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bile Afrika’daki eski kolonilerindeki etkisini korumak için, bugün bu ülkelerdeki Batı karşıtlarının Neo Kolonyalist olarak adlandırdığı birçok kurum inşa etmiştir. Örneğin bu ülkelerin pek çoğu para birimi olarak CFA frangını kullanmaktadır. Değeri önceden Fransız frangına, bugün ise Euro’ya göre sabitlenen CFA frangı sayesinde Fransa, bu para birimini kullanan tüm devletlerin para politikası üzerinde tam hakimiyete sahiptir.
Afrika’daki Batı karşıtlarının hemen hemen hepsi Afrika’daki ekonomik sorunların çözümü için bağımsız bir para politikası gerektiğini vurgulayarak Fransa’nın bölgedeki etkisine karşı çıkmaktadır. Yine Fransa’nın bölgedeki etkisinin bu kadar tartışmalı olmasının bir sebebiyse Soğuk Savaş döneminden beri Fransa’nın bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini devletlerarası iletişim ile değil, bölgedeki güçlü diktatörlerle Fransız diplomatlar ve liderler arasında inşa edilen dostluklarla sağlamasıydı. Bu da elbette beraberinde yolsuzluğu ve bu ülkelerdeki Fransız etkisini korumak için askeri darbeleri beraberinde getirdi.
Örneğin Orta Afrika Cumhuriyeti’ni yöneten diktatör Bokassa, ülke içindeki muhalefete karşı uyguladığı korkunç politikalardan ötürü oldukça tartışmalı bir figür iken Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing ile sahip olduğu (ve elmaslarla satın aldığı) dostluğu sayesinde iktidarını koruyordu. Bokassa’nın ülkedeki 100 tane muhalif öğrenciyi dövdürerek öldürtmesi gibi olaylar Fransız kamuoyunda büyük tepkilere yol açınca da Fransız yönetimi başta Bokassa’yı görevi kardeşine bırakmaya ikna etmeye çalışmış, Bokassa tepki olarak Fransız elçisine bastonuyla saldırınca Fransızlar ülkede bir askeri darbe gerçekleştirmiştir.
Bu gibi örneklerle beraber Afrika ülkelerindeki yönetici sınıflar değişim yaşadıkça, Fransa destekli askeri diktatörlerin yerini Fransa’nın ekonomik imtiyazlarını koruyan sivil yönetimler aldıkça, Afrikalı elitlerle yakın ilişkiler kurmuş olan ve bölgeyi yakından tanıyan Fransız diplomat nesli yerini bölge konusunda daha deneyimsiz yeni diplomatlara bıraktıkça Fransa’nın bölgedeki siyasi etkisi zarar görürken bölgenin sorunlarının da baş sorumlusu olarak Fransızlar işaret edilmeye başlanmıştır.
Fransızların bölgedeki etkisini bu kadar uzun süre koruyabilmesinin en önemli sebebi ABD’nin Soğuk Savaş dönemi Sovyet yanlısı yönetimlerin Afrika’da etkin olmasını engellemek için Fransız varlığını zorunlu görmesiydi. Bugün ise benzer bir rolü Türkiye üstlenebilir.
Sahel Konfederasyonu, ve genel olarak bölgedeki Anti-Fransız oluşumlar, genel olarak Rusya ve Çin’den dış destek sağlamış olsa da bu ülkelerin ideolojik eğilimi salt anti batıcılıktan çok anti Fransızcılık olarak tanımlanabilir. Türkiye, bölgede Batı’ya karşı ideolojik ve siyasi bir düşmanlık güden Rusya ve Çin’in etkisine karşı bir denge unsuru olarak bölgedeki Batı etkisinin silinmesine engel olabilir.
2025 yılının Ağustos ayında Konfederasyon üyelerinin askeri liderleri ve Rus Savunma Bakanlığı arasında gerçekleştirilen görüşmelerde Konfederasyon ile Rusya arasındaki askeri işbirliğini geliştirme mesajları verilmişse de Ukrayna’da bataklığa saplanmış olan, Suriye’de desteklediği müttefiki Esad rejimini koruyamayan, bir diğer müttefiki İran’ı İsrail’e karşı koruyamayan Rusya’nın dış bölgelere uygulayabildiği güç projeksiyonu oldukça kısıtlıdır. Nitekim bölgede ilk başta Wagner Paralı Askerleri, şimdi de Rus Afrika Kolordusu adı altında çalışan Rus paralı askerler de bölgedeki cihatçılara karşı verilen mücadelede oldukça kötü bir performans sergilemiştir.
Türkiye, Fransa’nın meşruiyetini yitirdiği bölgelerde alternatif bir Batı eksenli aktör olarak bölge ülkelerinin Çin-Rusya etkisine düşmesini engelleyebilir. Batı İttifakı’nın Avrupalı üyeleri gibi Afrika üzerinde kanlı bir kolonyal geçmişi olmayan ve hatta Batı’nın koloniciliğini sık sık eleştiren bir retorik kullanan Türkiye, bölge ülkeleri tarafından meşru bir aktör olarak kolayca kabul görebilir.
Sahel Konfederasyonu üyesi devletlerle darbelerden önce de iyi ilişkiler inşa eden Türkiye, darbelerden sonra da bu ilişkileri koruyup hatta geliştirerek bu ülkelere silah satmıştır. Yine ABD’nin Afrika Komutanlığına (AFRICOM) bağlı bir dergi olan Africa Defense Forum’da girilen bir habere göre, ve Türkiye’nin yalanladığına göre, Türkiye Sahel bölgesine Suriyeli paralı askerler göndermiştir.
Bu şekilde baktığımızda Türkiye, Fransız etkisini ülkesinden tamamen kovan rejimlerde Rusya ve Çin’i dengeleyebilirken, Fransız etkisini henüz kovmamış ancak Fransa karşıtlığı yüksek olan ülkelerde bu karşıtlığı daha Türkiye yanlısı figürlere kanalize ederek bu ülkelerin Batı etki alanından çıkmasını önleyebilir. Batı Blok’una sıkıca bağlı bir ülke olarak Türkiye, Batı çıkarlarını Afrika’da korurken aynı zamanda anti-kolonyalist duyguları da tatmin edebilir.
Parasal Birlik Hedefi: Fransız Merkez Bankası’ndan bağımsız Afrika mümkün mü?
Önceki bölümün başında belirtildiği gibi Afrika’nın pek çok bölgesinde CFA Frangı adı verilen para birimi kullanılmaktadır. 1999 yılında kadar Fransız frangına, günümüzdeyse euroya endeksli olan bu para birimi aslında bir değil, Orta Afrika CFA Frangı ve Batı Afrika CFA Frangı olmak üzere 2 ayrı para birimidir.
CFA Frangı kendisini kullanan ülkelere değerinin Euro’ya endeksli olmasından kaynaklı olarak sabit bir kur sağlamaktadır. Yine sınırsız konvertibilitesi olan bu para birimleri bölge ülkeleri ile Fransa arasında rahat sermaye akışı ve ticaret sağlar. Euro’ya endeksli bu para birimini kullanan Afrika ülkeleri, kendi ulusal para birimlerini kullanmayı tercih eden komşularında rastlanan türden hiperenflasyonlarla boğuşmaz. CFA Frangı, kendisini kullanan Afrika ülkelerinde hem enflasyonu düşük tutmakta hem de ekonomik istikrar sağlamaktadır.
Ancak CFA Frangının kullanımı elbette bu ülkelerin parasal politikasının bağımsızlığını sona erdirmektedir. Bir kere CFA kısaltmasının açılımı 1945-1958 yılları arasında “Colonies françaises d’Afrique” yani Afrika’daki Fransız kolonileri anlamına geliyordu. Sonradan bu açılım “Communauté française d’Afrique” olarak değiştirilerek para biriminin sömürgeci geçmişinden kaçınılmaya çalışılmıştır. Yine CFA frangını kullanan ülkelerin döviz rezervlerinin %50sini Fransa Merkez Bankası’nda tutma zorunluluğu vardır. Ayrıca euro değerlendikçe CFA frangının değerlenmesi, bu para birimini kullanan ülkelerin de ihracatını pahalı hale getirerek rekabet gücünü kısıtlar. Elbette en önemlisiyse bu ülkelerin kendi para politikaları üzerinde hiçbir söz hakkı olmayıp bu konularda tamamen Fransa’ya bağımlı olmalarıdır.
Fransa, Batı Afrika CFA Frangını kullanan ülkeler ile yaptığı görüşmeler sonucunda para biriminde bir reforma gitmeye karar vererek %50 kuralını kaldırma sözü vermiştir. Yine Batı Afrika ülkeleri CFA Frangını bir dizi reformlar sonucu Eco adlı yeni bir bölgesel para birimine çevirerek Fransa’nın ekonomileri üzerindeki etkisini azaltmak istemiştir. Ancak Eco projesi için en önemli aksaklıklardan birisi, Nijerya ve Gana gibi CFA Frangını kullanmayan ülkelerdeki yüksek enflasyon oranlarıdır. Yine bir diğer sorun ECOWAS üyelerinin çoğunluğu yeni Eco para birimini yine Fransa güvencesinde inşa etmek isterken Nijerya Eco’nun Fransa’dan tamamen bağımsız bir para birimi olmasını istiyor.
Sahel Konfederasyonu üyelerine gelirsek, bu 3 cunta yönetimi de artık ECOWAS üyeliğini terk ettikleri için Eco projesinden de çekilmişlerdir. Ancak bununla beraber 3 ülke de CFA Frangını kullanmaya devam etmektedir. 2024 yılının Sahel Konfederasyonu üyesi devletler ECOWAS üyeliğini terk edeceklerini açıklarken Mali yönetimi, Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (UEMOA) üyeliklerini terk etmeyeceklerini ve CFA Frangını kullanmaya devam edeceklerini açıklamıştı. Burkina Faso yönetimi başta UEMOA’dan çekilmeyi de düşündüklerini ilan etse de bu yönde bir adım atılmamıştır.
CFA Frangını kullanmayan ülkelerden örneğin Gine yüksek enflasyon ve döviz kıtlığı ile boğuşmaktadır. Mali ise aslında 1962 yılında CFA Frangı kullanımını terk ederek Mali Frangını çıkarmıştı, ancak kendi para birimini basan Mali hükümetinin bu projesi o kadar başarısız olmuştu ki hem ciddi dış ticaret açıklıkları hem de kontrol edilemeyen bir enflasyon çıkmıştı. Bunun üzerine Mali yönetimi 1984 yılında CFA Frangını kullanmaya geri dönmüştü.
Togolu bir iktisatçı, Nettey Dodji Koumou ise CFA Frangına dair yapılan tartışmaların ekonomik realitelerden uzak ve tamamen sembollere odaklı olduğunu öne sürerek CFA Frangının bölgesel ekonomik istikrar için zorunluluk olduğunu öne sürmüştür. Koumou’ya göre en çok tartışılan meselelerden biri olan para rezervleri meselesinde olay Fransa’nın CFA Frangını kullanan ülkelerin gelirlerine el koyması değil, ilgili ülkelerin dış ticaretlerini garantörlüğü altına almasıdır.
Tüm bunların ışığında Sahel Konfederasyonu, ortak bir para birimini hedeflemekteyse de bu işin hiç de kolay olmadığı ortada. Öbür politikalarında cesurca hareket eden AES üyelerinin bu konuda pek de somut adımlar atmaması ülke yöneticilerinin CFA Frangını terk ederlerse çıkacak olan ekonomik sorunlarla, en azından şimdilik, mücadele edemeyeceklerini düşündüklerini gösteriyor. Eğer Konfederasyon üyeleri yeni bir ortak para birimine geçtikten sonra ülkelerdeki üretim ve ihracat kapasiteleri zayıf kalırsa bu yeni para birimi hızla değer kaybedebilir, yine dış ticaret rezervlerinin nerede tutulacağı da başka bir soru işareti oluşturmaktadır.
Sonuç: Sahel Konfederasyonu Başarılı Olabilir Mi?
Entegrasyon konusunda önemli ve başarılı adımlar atan Sahel Konfederasyonu, ECOWAS tehditlerinin boşa çıkmasıyla birlikte bir dış müdahale ihtimalini de ortadan kaldırarak kağıt üstünde bölge için güçlü bir gelecek inşa etmektedir.
Ancak entegrasyon başarıyla ilerlese de Sahel bölgesindeki terörizme karşı olan mücadelede korkunç bir başarısızlık görünmektedir, nitekim üç ülkede de sivil yönetimleri terörle mücadelede başarısızlıkla suçlayan askerler iktidara gelirken yaşanan karışıklıkta JNIM gibi örgütler büyük atılımlar gerçekleştirerek faaliyet yürüttükleri ülkelerdeki kontrol bölgelerini genişletmiştir. Yine Sahel Konfederasyonu’nun daha ideolojik olan yönleri bölgenin şehirli vatandaşları dışında pek de insanları etkilememiştir ve bunun sonucunda değil komşu ülkenin vatandaşlarıyla, kendisinin iki adım ötesindeki kabilelerle bile ulusal bir duygudaşlık hissetmeyen kabileler istikrarsızlık ortamında güvence için JNIM gibi örgütlerin şemsiyesine sığınmıştır.
Fransa’nın yokluğunda bölgeye davet edilen Rus askerler, terörle mücadelede Fransız ordusu kadar etkili bir destek sağlayamamıştır. Bunun doğal sonucu olarak Sahel Konfederasyonu’nun entegrasyon yönündeki başarıları sahadaki askeri gerçekliklerle karşılaştırılınca ideolojik saiklerle hareket eden bir grup idealistin yavaş yavaş uçurumdan yuvarlandığı bir manzara görülebilir.
Bununla birlikte Sahel Konfederasyonunun entegrasyon çalışmaları, bölgede daha önce benzerine karşılaşılmamış bir başarı örneğidir ve Fransa’dan kopmanın getireceği ekonomik zorlukları aşabilirlerse Afrika ülkelerinin bölgesel sorunları çözmede örnek alabileceği önemli bir bölgesel güç haline gelebilirler. Bunun sağlanabilmesi için ise her şeyden önce AES Ortak Mücadele Gücü’nün üye devletlere karşı savaş alanında başarı üstüne başarı sağlayan cihatçı örgütlere karşı başarılı bir mücadele yürütmesi gerekmektedir.
Kaynakça
https://thedefensepost.com/2025/03/21/togo-junta-sahel/
https://lefaso.net/spip.php?article131446
https://www.investopedia.com/terms/c/cfa-franc.asp
https://adf-magazine.com/2024/12/turkey-adds-mercenaries-to-sahels-violent-mix/
https://lenouveaureporter.com/franc-cfa-un-economiste-togolais-demonte-les-idees-recues/