Köşe Yazıları

Orta Doğu’da Yeni Dengeler: Fırtınanın Adresi İran Mı?”

Amal AHADLİ 02 January 2025 5 dk okuma 12 görüntülenme
Orta Doğu’da Yeni Dengeler: Fırtınanın Adresi İran Mı?”

Şam’ın, Hayat Tahrir el-Şam liderliğindeki militan grup tarafından ele geçirilmesiyle Beşar Esad’ın 24 yıllık ve Baas rejiminin 61 yıllık yönetimi tarihe karıştı. Elbette bu olayın İran üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. 2011’de Suriye’deki halk ayaklanmasının başlamasından Esad rejiminin düşmesine kadar, İran her zaman Suriye rejimi ile ortak hareket etti. Bu süre zarfında İran, yakıt ve silah sağlamanın yanı sıra generallerini ve yaklaşık 2000 askerini bölgedeki çatışmalarda kaybetti. İran, rejimi desteklediği sürece Suriye’de 30 ila 50 milyar dolar arasında harcama yaptı. Georgetown Üniversitesi’nin Katar kampüsünde hükümet profesörü olan Mehran Kamrava, bu gelişmenin Orta Doğu’da önemli değişikliklere yol açacağını ve hatta bölge dışına taşabileceğini belirtti. Bu durum, Suriye’deki iç savaşı destekleyen İran hükümetinin aynı kaderi paylaşabileceği sorusunu gündeme getiriyor. İki devletin kader ortaklığı yapma olasılığı olduğuna inanmak için yeterli nedenler olduğu gerçeği göz ardı edilemez. İnsan hakları ihlalleri ve diğer etnik milliyetlere karşı sert tutum bunlardan sadece ikisi.

İran’da İnsan Hakları İhlalleri

11 Şubat 1979’da İran’da monarşi yerine İslam Cumhuriyeti kuruldu. Bu devrim, Fransa’da sürgünde yaşayan Ruhullah Humeyni tarafından yönetildi. Devrimden sonra ülkede ciddi insan hakları ihlalleri yaşandı. Bunların en dikkat çekeni, başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve daha sonra hastanede hayatını kaybeden Mahsa Amini’ye karşı oldu.⁴ 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü, ülkede teokrasiye ve zorunlu başörtüsü yasasına karşı halk ayaklanmasına yol açtı.

Güvenilir kaynaklara göre, halk ayaklanmaları sırasında güvenlik güçleri tarafından en az 49 kadın ve 68 çocuk dahil 551 protestocu öldürüldü ve ölümlerin çoğu ateşli silahlar nedeniyle gerçekleşti. Bununla da kalmayıp, protestoların bastırılması sırasında “sadece dans eden” veya kornaya basan kişilerin tutuklandığı ve 10 yaşındaki çocuklar da dahil olmak üzere yüzlerce çocuğun gözaltına alındığı birçok kaynak tarafından rapor edildi.

8 Mart 2024 tarihli İran İslam Cumhuriyeti Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu, devletin sivillere ve kadınlara orantısız güç kullandığını ve ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığını bildirdi.⁶

İran’daki Etnik Gruplar

İran, birden fazla dilin konuşulduğu çok etnik gruplu bir ülkedir. Ülkedeki en yoğun etnik grubu Azerbaycan Türkleri ve Farslar oluşturmaktadır. 1813 Gülistan Antlaşması ve 1828 Türkmençay Antlaşması ile İran-Rusya savaşının ardından Güney’in İran’a, Kuzey’in ise Rusya’ya verilmesi şartıyla ikiye bölünen Azerbaycan Türkleri, 1991’de Rus işgalinden kurtuldu, ancak Güney’de İran devleti sınırları içinde kalan Azerbaycan Türkleri, çok zor şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedir. Anadili Azerbaycan Türkçesi olan bu grubun nüfusu 40 milyondan fazla olmasına rağmen, bölgede anadillerinde eğitim alabilecekleri tek bir okul dahi bulunmamaktadır.

Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması yetmezmiş gibi, ülkede Azerbaycan Türklerine karşı nefret bilinçli bir şekilde aşılanmaktadır. 12 Mayıs 2006 tarihinde rejim yanlısı İran’ın Cuması gazetesi, Azerbaycan Türklerine açık nefret aşılayan bir karikatür yayınladı. Karikatürde hamamböceğine benzetilen Azerbaycan Türklerine dair yayın, Zencan, Tebriz, Urmiye ve Erdebil’de halkın sokaklara dökülmesine neden oldu. Bazı kaynaklarda bu ayaklanma “İsyan Günü” olarak tarihe geçti.

İran’a Yönelik Nükleer İddialar

Bilindiği gibi, Batı’nın bu güç mücadelesindeki ilk hedefi, İran’ın güvenliğini sağlamak için kurduğu ileri karakolları ortadan kaldırmaktır. Bu kapsamda desteklediği Lübnan’daki Hizbullah ve Gazze’deki Hamas, Suriye’deki Baas rejimine karşı planlarının başarısızlığa uğramasından sonra kademeli olarak İran’ın yanında yer almaktadır.

Uluslararası hukuk açısından, bir devlete saldırmak veya benzer bir etki oluşturmak için belirli nedenlerin olması veya bu nedenlerin yapay olarak oluşturulması gerekmektedir. Tıpkı Irak’ta nükleer silah varlığı gibi. Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasi Savunma Vakfı (FDD), 2019 yılında İran’ın “Saha Projesi” olarak bilinen girişimi başlatarak yer altı nükleer test sahaları inşa ettiğini belirten bir rapor yayımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı, düşünce kuruluşuna yönelik “İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olumsuz bir propaganda kampanyası yürütmek, ekonomik yaptırımların uygulanmasında ve yoğunlaştırılmasında aktif rol oynamak amacıyla sahte bilgiler üretmek, yaymak, teşvik etmek, danışmanlık yapmak, lobi faaliyetlerinde bulunmak ve tavsiyelerde bulunmak” suçlamalarını beş yıl süreyle onayladı. Yer altı nükleer patlayıcılarının verimini değerlendirmek için geliştirilen sismik yöntemler kapsamında araştırmacılar, 2019 tarihli bir çalışmaya göre, “2003 yılında nükleer olmayan yer altı patlayıcı testlerinin gerçekleştirildiği muhtemel konumu (Semnan’ın güneydoğusunda bir bölge) tespit etti.”

Bu durum, Tahran’ın ilk nükleer testinin Simnan depremiyle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor. İran, “İmam Humeyni” uzay tesisi ve füze merkezinin depremin merkez üssünden 100 kilometreden fazla uzaklıkta, Semnan’ın güneydoğusunda bulunduğunu zaten kabul etti. Ancak Natanz gibi bilinen bir tesiste testler yapmak yerine, bazı sosyal medya kullanıcıları İran’ın Semnan eyaletinde bildirilmemiş bir yer altı nükleer tesisi olabileceği yönünde spekülasyon yapmaya devam ediyor. Doğal olarak İran, depremlere yatkın bir bölge ve bu özel deprem ne olağanüstü ne de nadir bir olay. Ancak resmi açıklamalar gelmeden önce, Orta Doğu’daki siyasi ve askeri koşullar ile İran ve İsrail arasındaki olağanüstü gerilim artışı, bu tür spekülasyonları tetikledi.

Sonuç

İran’da etnik gruplara yönelik ayrımcılık ve artan insan hakları ihlalleri, ülke içinde göz ardı edilemeyecek bir huzursuzluk yaratmakta ve devleti dış müdahalelere karşı bir arada tutan temel güçlerin işini giderek zorlaştırmaktadır.

Ülke nüfusu üzerinde önemli bir etkiye sahip belirli gruplara yönelik kasıtlı ayrımcılık, ulus devlet kavramını tehlikeye atmaktadır. Azerbaycan Türkü, Beluç ve Arap nüfuslarına karşı ayrımcılık girişimleri ve insan hakları ihlalleri, yalnızca toplumsal barışı zedelemekle kalmamış, aynı zamanda uluslararası kuruluşların İran üzerindeki baskısını artırmıştır.

İran’ın devlet olarak varlığını sürdürebilmesi hem iç reformlara hem de uluslararası ilişkilerde değişime bağlıdır. Ortadoğu, adeta bir barut fıçısıdır ve tarihte olduğu gibi bugün de Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinde görüldüğü üzere, bu fıçıyı ateşleyenler genellikle kendi devletleri tarafından baskıya uğrayan ve hakları ihlal edilen masum vatandaşlar olmaktadır.

Son olarak, bölgesel gerilimlerin artması, yüzlerce yıldır savaşmamış olan Türk ve Fars devletlerinin birbirine karşı kışkırtıldığının bir göstergesidir. Türkiye, asla yabancı güçlerin bu oyununa gelmemeli, ancak İran devletinin bölünmez bütünlüğünü desteklemelidir. Aksi takdirde, Türkiye de Amerikan tarzı demokrasinin bir sonraki hedefi haline gelebilir.

Amal AHADLİ
Yazar

İlgili Yazılar

Türk Ordusu Reform Önerisi: Jandarmanın Kaldırılması ve Redif Teşkilatının Yeniden Kurulması

Türk Ordusu Reform Önerisi: Jandarmanın Kaldırılması ve Redif Teşkilatının Yeniden Kurulması

Emir Abbas GÜRBÜZ
Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem

Men Dakka Dukka: Fırat’ın Doğusunda İflas ve Suriye’de Yeni Dönem

B. Sarper BAYRAMOĞLU