Türkiye’nin BRICS’e Katılımının Fırsatları ve Zorlukları
“BRIC” grubu, 2006 yılında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin liderliğinde uluslararası konularda söz sahibi olmak amacıyla kurulmuştur. 2011 yılında Güney Afrika’nın katılımıyla bu grup “BRICS” olarak adlandırılmıştır. 1 Ocak 2024 itibarıyla Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri “BRICS” üyeleri olmuştur. Azerbaycan’ın da yakında bu gruba üye olması şaşırtıcı olmayacaktır. Son katılımla birlikte, “BRICS” adı “BRICS+” olarak yenilenmiştir.1
Batı merkezli küresel dünya düzenine alternatif olarak sunulan BRICS, dünya nüfusunun %40’ını (3,6 milyar), gezegenin 40 milyon kilometrekarelik alanını ve küresel ekonominin %30’unu kapsamaktadır ve göz ardı edilemeyecek bir gerçeklik haline gelmiştir.2
Üye ülkeler arasında iletişim hatlarının geliştirilmesi, karşılıklı tercihli vergiler ve tarifelerin getirilmesi ve yatırımlar için elverişli bir ortam yaratılması bu bloğun temel hedefleri arasında yer almıştır. Ekonomik bir blok oluşturmayı amaçlayan BRICS’in gelecekte siyasi çıkarlar peşinde koşması da olasıdır.2
Türkiye’nin BRICS’e Katılımı ve Fırsatlar
BRICS’i alternatif değil, tamamlayıcı bir platform olarak tanımlayan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son açıklamaları, Türkiye’nin bloğa katılım şansını artırmıştır. Bakanın vurguladığı bir diğer önemli nokta, Avrupa Birliği’nin olumsuz politikalarının Türkiye’nin bu tür organizasyonlarla olan ilişkilerini güçlendirdiği olmuştur.3
BRICS’in dünyadaki önemli adımlarından biri, merkezi Şanghay’da bulunacak olan Yeni Kalkınma Bankası’nın kurulmasıdır. Türkiye’nin BRICS’e üye olması durumunda, bankanın enerji, dijitalleşme ve teknoloji alanlarında sunduğu fonlardan yararlanabilecek olması, bu alanlarda belirli sıçramalar gerçekleştirilebileceğini göstermektedir. Ayrıca, Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankası’nın hegemonyasından kaçma şansı da doğabilir.4
BRICS’in jeopolitik önemi açısından bakıldığında, Türkiye’nin Avrupa, Kuzey Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun kritik kesişim noktasında yer alması, bölgenin stratejik öneminin artacağını göstermektedir.5
BRICS üyeliğinin gerçekleşmesi durumunda, Türkiye dünyanın en büyük gelişmekte olan piyasalarından bazılarını içeren geniş ve dinamik bir ekonomik bloğa daha fazla erişim sağlayacaktır. Bu da Türk ihracatçıları için çok olumlu ekonomik sonuçlar doğuracaktır.5
Türkiye’nin BRICS Katılımındaki Zorluklar
Kuruluş amacı ekonomik nedenlere dayansa da BRICS üyesi ülkelerin bu birlikten siyasi faydalar beklediği göz ardı edilmemelidir. Avrupa Birliği’nin ekonomik, siyasi ve sosyal standartlarını benimseyen bir ülke olarak Türkiye’nin bu bloğa dahil olması, gelecekte AB üyeliği konusunda ciddi sorunlar yaşamasına neden olabilir. NATO üyesi Türkiye’nin, Ukrayna savaşı nedeniyle NATO ve Rusya arasındaki gerginlik düşünüldüğünde, Rusya ile aynı blokta yer alması ciddi sorunlara yol açabilir.6
Bir diğer önemli husus, BRICS üyesi ülkelerin, özellikle Rusya’nın, Batı tarafından ciddi yaptırımlara maruz kalmasıdır. Türkiye bu organizasyonlara katılırsa, Batı’dan ciddi ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Bugün Türkiye’nin yaşadığı enflasyon sorununa yaptırımların da eklenmesi, ülkeyi ciddi bir sıkıntıya sokabilir.7
Ayrıca, BRICS üyeleri arasında zaman zaman yaşanan diplomatik anlaşmazlıklar da Türkiye’yi zor duruma sokabilecek bir başka konudur. Türkiye, Çin, Hindistan ve Rusya arasındaki ekonomik egemenlik mücadelesinde göz ardı edilebilir ve bu ülkelerle ekonomik rekabete girmek Türkiye’yi yıpratabilir.
Stratejik Değerlendirme
Dikkat çekici bir diğer husus, BRICS üyesi olan Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın uzun yıllar boyunca İngiliz siyasetinin etkisi altında yönlendirilmiş olmasıdır. Bu organizasyon fikrinin babası olan Jim O’Neill’in İngiltere’de önemli siyasi pozisyonlarda bulunması ve bu fikri ortaya attıktan sonra İngiltere tarafından “Baron” unvanı verilerek Lordlar Kamarası’nda ömür boyu hizmet hakkı kazanması, kuruluş amacı Batı hegemonyasına son vermek olan bir grup hakkında farklı düşüncelere yol açmaktadır.
2014 Kırım işgalinden bu yana Türkiye, özellikle savunma sanayi alanında Ukrayna ile önemli bir iş birliği düzeyine ulaşmıştır. Özellikle Rusya’nın Ukrayna topraklarına saldırmasının ardından, tank motoru ve helikopter üretimi gibi alanlarda ortak projeler gerçekleştirilmiş ve insansız hava araçları (İHA) ile silahlı insansız hava araçları (SİHA) desteği sağlanmıştır.8
Ukrayna savaşında mevcut kaynaklara göre Rusya’nın Karadeniz filosunun %30’unu kaybetmesi, Türkiye’nin burada tek başına lider güç olma olasılığını güçlendirmiştir (Cumhuriyet, 2024, 11 Mart). Tüm bunların yanı sıra, Azov’da yakalanan ve Türkiye’de tutulan Ukraynalı askerlerin Zelenski’nin ziyareti sonrası Ukrayna’ya teslim edilmesi, BRICS’in önemli üyelerinden biri olan Rusya’nın Türkiye’ye karşı tavır almasına neden olmuştur.9
Türkiye’nin BRICS+ üyeliğine ilgi göstermesinin temel kaynağı, yukarıda bahsedilen diplomatik adımlardır. Özellikle Ukrayna savaşı başta olmak üzere birçok konuda karşı karşıya gelinen Rusya’nın belirli ölçüde memnun edilmesi gerekmektedir. Özellikle yaklaşan kış nedeniyle, Türkiye’nin en önemli gaz tedarikçilerinden biri olan Rusya ile yaşayabileceği sorunlar, ülkede ciddi ısınma problemlerine yol açabilir. Bu nedenle Rusya ile ilişkilerini yakın tutan Türkiye, BRICS’e olumlu yaklaşmasına rağmen Hindistan’ın üyeliğini veto edeceğini bilmektedir.
Başka bir deyişle, Türkiye aslında Rusya’ya karşı diplomatik bir blöf yapmaktadır. NATO üyesi Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasını ve BRICS+’a ilgisini açıklamanın başka bir yolu yoktur; Türkiye, adeta hem tavşanı kaçırıp hem tazıyı oynayan bir strateji izlemektedir. Türkiye sadece stratejik hareket etmekte ve güçler arasında denge kurmaya çalışmaktadır.
Sonuç
Sonuç olarak, Türkiye’nin BRICS üyeliği hem potansiyel fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Türkiye’nin bu süreçte başarılı olması için uluslararası ilişkilerde dengeli bir yaklaşım benimsemesi, ekonomik iş birliğini etkin bir şekilde yönetmesi ve BRICS içindeki rolünü güçlendirmek için stratejik adımlar atması gerekmektedir. Bu bağlamda, BRICS üyeliğinin uzun vadeli etkilerini tam anlamıyla değerlendirmek ve sürekli bir stratejik planlama sürecine dahil olmak, Türkiye’nin bu küresel organizasyondan elde edeceği faydaları en üst düzeye çıkarmasına yardımcı olacaktır.