Ortadaki tablo nettir: Bugünün iklimine rekabet hâkimdir. Gerek Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki tarihsel gerilim, gerek Ankara-Brüksel hattındaki sürtüşmeler, gerekse Doğu Akdeniz’in karmaşık siyasi denklemleri; tamamlayıcı bir mimarinin kendiliğinden oluşmasına şimdilik izin vermemektedir.
Karadeniz’de ortaya çıkan tablo, derin hatlardan geçen veri akışı, yüzeydeki devriyelerin ritmi, sualtı ağlarının kırılganlığı ve başkentler arasında yürüyen diplomasiyle şekillenen bir bütün. Türkiye, bu yapının merkezine konumundan öte taşıdığı yük nedeniyle yerleşiyor.
Karadeniz, enerji, güvenlik ve diplomasi ekseninde bir sınav alanı. Türkiye, sahadaki riskleri anlık takip edebilme ve çok boyutlu müdahale kapasitesi sayesinde denizi yönetilebilir hâle getirebilir. TürkAkım hattı, enerji diplomasisi ve bölgesel güvenlik politikalarının merkezinde yer alıyor.
Burada not edilmesi gereken en önemli noktaysa 200 milyondan fazla nüfusu olan ve dini demografisi Hristiyanlarla Müslümanlar arasında yarı yarıya bölünmüş olan bir ülkeye Selefi ideolojinin sıçraması, Afrika’da önü alınamaz bir krizin yayılmasına yol açacaktır.
Raporun “Geleceğe Bakış” bölümü, Kongre’nin ikilemini özetler. Türkiye, stratejik bir ortak mı yoksa risk mi? Kongre üyeleri, jeopolitik faydaları (Orta Doğu, Karadeniz, Kafkasya) tartar; ancak Hamas ve Rusya ile ilişkiler sebebiyle de temkinli yaklaşılması gerektiği belirtilmektedir. Raporda, Türkiye’nin BRICS ve SCO’ya ilgi duyduğu “doğu eğilimi”ni ABD çıkarlarına tehdit olarak görmektedir.
Yabancılar Lejyonu, Osmanlı devşirme geleneğinden ilham alarak, modern demografik ve stratejik ihtiyaçlara yanıt verebilecek bir model sunmaktadır. Fransız Yabancı Lejyonu ve diğer örnekler, bu tür bir yapının uygulanabilirliğini göstermektedir. Türkiye’nin aktif dış politikası, demografik sınırlamalar ve profesyonel askerlik ihtiyacı, lejyon modelini cazip kılmaktadır.
Ukrayna savaşından çıkaracağımız dersler, meskun mahal savaşlarının artan önemi, hibrit tehditlerin çeşitlenmesi ve teknolojik gelişmelerin hızı, sadece ağır ana muharebe tanklarına dayalı doktrinin yetersizliğini net şekilde ortaya koymuştur.
Yapay zekâ, yalnızca ekonomik ve teknolojik bir unsur değil, uluslararası ilişkilerin ve güvenlik politikalarının geleceğini şekillendiren stratejik bir güç alanı haline gelmektedir. Buna ilaveten, Ukrayna savaşı, yapay zekânın sahadaki rolünü somut biçimde ortaya koymuştur.
Bu makale, Nisan 2025 Pahalgam saldırısının Hindistan, Pakistan ve uluslararası medya tarafından nasıl çerçevelendiğini inceleyerek, bu çelişkili anlatıların ardındaki stratejik siyasi hedefleri ortaya koydu. Bu anlatıları çözümleyerek, dezenformasyonun devlet ve devlet dışı aktörlerin hedeflerini nasıl yönlendirdiğini, Hindistan-Pakistan çatışmasını yoğunlaştırdığını ve Keşmir’e dair küresel bakış açılarını karmaşıklaştırdığını açığa çıkardık.