Kalkınma Yolu gibi projeleri, geniş yankılar uyandırır ve büyük çatışmalar koparabilir. Bu işin ülkemizin güvenliğinin perçinlendiği, ticaretinin ve zenginliğinin arttığı, dünya siyasetinde söz hakkının ağırlaştığı bir yere varmasını yürekten diliyorum. Türkiye’nin bahtı açık olsun.
Pratik sonuçlardan uzak durarak izlediğimiz stratejiler sebebiyle bir zafiyet oluşmakta ve bundan faydalanmak isteyen diğer gruplar da son yıllarda seslerini yüksek sesle çıkartarak geçmişte etnik temizlik ve soykırıma maruz kaldıklarını iddia etmektedir. Ermeni iddiaları ile güçlü bir şekilde mücadele etmek de yeni filizlenen bu iddiaların önünü kesmekte oldukça etkili olacaktır.
Geçtiğimiz günlerde Rus resmi devlet ajansı TASS’tan alıntıyla bir içerik sosyal medyaya bomba gibi düştü. İçeriği Türkçe’ye aktaran sosyal medya kullanıcısı Paşinyan’ın “Türkler’in Ermenilere soykırım yapmadığını söyledi” gibi bir manşetle aktarmasıyla bütün internet habercileri bu sansasyonel açıklamayı paylaşmaya başladı.
Somaliland 1884’ten itibaren bir İngiliz sömürgesiyken günümüz Somali’sinin geriye kalan kısımları ise İtalyan sömürgesi altındaydı. 1960’ta bağımsızlıklarını kazandıktan sonra birleşen iki bölge 1991 yılında Somali iç savaşını takiben tekrar ayrıldılar. Ancak ayrılıkçı Somaliland yönetimi herhangi bir uluslararası tanınma elde edemedi ve de jure olarak hala Somali’nin bir parçası sayılmaktadır.
Bu sebeple Ukrayna’daki olası bir NATO hareketliliği, Türkiye’nin yalnız bırakıldığı Suriye’de başına daha çok sorun açılmasına yol açabileceği kesinlikle göz ardı edilmemelidir.
2028 için muhalefetin karşılaşabileceği tablo 2023’ten çok farklı olacaktır; ekonomik krizi aşmış, dış politikadaki sorunları büyük ölçüde çözmüş, yeni bir anayasa ile ittifakını tahkim etmiş iktidara karşılık; deforme edilmiş ve kurumsallığını büyük ölçüde yitirmiş milliyetçi/ülkücü blok ile kurumsal ittifak alanı daraltılmış bir Cumhuriyet Halk Partisi tablosu uzağımızda değildir.
Özetle; Türkiye diplomatik kazanımlar elde edebileceği/etmesi gereken bir süreçte çok büyük güvenlik tehditleri zafiyetleriyle karşı karşıya kalmıştır. Askeri açıdan caydırıcılığı yakın gelecekte sorgulanabilir hale gelecektir.
Sonuç olarak İran ve Husiler arasında ilişkiler oldukça belirsiz ve Tahran yönetiminin attığı adımlar nedeniyle Husiler arasında bazı şüpheleri uyandırdığı ifadesini kullanabiliriz.
Batı Dünyası ile Körfez Ülkelerinin son dönemdeki yakınlaşması göz önüne alınırsa, Hamas’tan temizlenmiş ve batı tarafından desteklenen bir figür olarak Filistin’e Dahlan’ın iktidara getirilmesi İsrail-Filistin barış görüşmelerinin yeniden başlaması ve belki de barışın nihayete ermesi anlamına gelebilecektir. Ancak Türkiye’de bir numaralı devlet düşmanı ilan edilmiş Dahlan’ın “kardeş” Filistin halkının devlet başkanı olmasına Türkiye nasıl bakacak ayrı bir muammadır.