Bu yazı yazıldığı sırada Şam’ın YPG’ye verdiği dört günlük süre henüz dolmadı. Şimdiye dek açık kaynaklardan gelen verilere göre hem Kuzey Irak’tan hem de İran’daki PJAK’tan militanlar Haseke bölgesine inerek burayı savunmaya hazırlanıyor. Bu durum halen anlaşmayı yürürlüğe koymayı kabullenmediklerini gösteriyor. Buna karşı yine açık kaynaklar, Şam’ın da bölgeye yığınak yaptığını gösteriyor.
TRIPP’in Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki düşmanlığı sonlandırdığı kolaylıkla söylenebilir, ancak bölgede yeni gerilimlerin ve yeni dengelerin (veya dengesizliklerin) ortaya çıkacağı şimdiden aşikâr.
Avrupa Birliği’nin (AB) Türkistan politikası, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde normatif ilkeler ile jeopolitik gerçeklik arasında denge kurma çabasının bir yansımasıdır. Bu süreçte Türkiye hem tarihsel bağları hem de artan bölgesel etkisiyle AB politikalarının sahada daha görünür ve sürdürülebilir olmasına katkı sunabilecek önemli bir ortaktır.
Balkanlar’da protestoların sonuçları, her ülkenin iç dinamiklerine ve uluslararası aktörlerin tepkilerine bağlı olarak şekillenecektir. Ancak mevcut gelişmeler, halkın yönetime olan tepkisinin giderek arttığını ve yeni bir siyasal dalganın oluşabileceğini göstermektedir.
Henüz görevine bile başlamadan ABD’nin 47. Başkanı Donald Trump’ın Grönland ve Kanada’yı ABD sınırlarına dahil etmek istemesi uluslararası gündeme bomba gibi düştü. Aslında bu durum bir ilk değildi. Trump, Grönland’ı Danimarka’dan satın almak istediğini ilk defa 2019’da dile getirmişti.
Tüm bu duruma rağmen adanın güneyine olan Batı desteği devam etmekte. Elbette ki Kıbrıs’ta üsleri bulunan İngiltere’nin, artık egemen bir devlet olarak tanıdığı bir devletin iç işlerine müdahale etmesi pek beklenemez, ancak AB’nin de duruma seyirci kaldığı gözden kaçırılmamalı. Öte yandan aynı AB, politikalarına karşı çıktığı için Macaristan’ı cezalandırmaktan geri kalmamıştı.
30 Ağustos 2024 tarihinde merkezi İzmir’de bulunan NATO’nun Müttefik Kara Komutanlığı, sosyal medya hesaplarında yaptığı bir paylaşım ile Türkiye Cumhuriyeti’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 102. yılını kutladı. Aslında buna kutlar gibi yaptı demek daha doğru olur zira paylaşımın içeriği oldukça tartışma yaratacak şekilde tasarlanmış.
Pratik sonuçlardan uzak durarak izlediğimiz stratejiler sebebiyle bir zafiyet oluşmakta ve bundan faydalanmak isteyen diğer gruplar da son yıllarda seslerini yüksek sesle çıkartarak geçmişte etnik temizlik ve soykırıma maruz kaldıklarını iddia etmektedir. Ermeni iddiaları ile güçlü bir şekilde mücadele etmek de yeni filizlenen bu iddiaların önünü kesmekte oldukça etkili olacaktır.
Bu sebeple Ukrayna’daki olası bir NATO hareketliliği, Türkiye’nin yalnız bırakıldığı Suriye’de başına daha çok sorun açılmasına yol açabileceği kesinlikle göz ardı edilmemelidir.
Son olarak Türk diasporasının kısa vadede bir çıkış yolu, diğer diasporalar ile iş birliği yapmak olacaktır. Yahudi diasporasının lobicilik gücü, 2010’daki Mavi Marmara saldırısı ile iki ülkenin arası açılana kadar Türkiye’nin lehine işliyordu. Ancak artık yalnız kalan Türk diasporası, Azerbaycan ve diğer Türk devletlerinin diasporaları ile ortak çalışarak bu açığı bir nebze kapatabilir. Üstelik bu ülkelerin diasporalarında, Türk diasporasındaki gibi keskin bir bölünme de görülmemekte.