Sonuç olarak, Batı dünyasının topyekûn bir savaşa tamamen hazır olduğunu söylemek güçtür. Uzun süreli barış dönemi, doğal olarak toplumları ve kurumları sivil işleyişe adapte etmiştir.
NATO’nun geçerliliğini koruyabilmesi için yükselen sağcı hareketlerin güvenlik perspektiflerini dikkate alması ve pragmatik bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, çok kutupluluğa geçiş sürecinin başarılı bir şekilde yönetilmesi, küresel barış ve refahın sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacaktır. Bu süreçte tüm aktörlerin, rekabet ile iş birliği arasında sağlıklı bir denge kurması ve ortak çıkarlar temelinde hareket etmesi gerekmektedir.
Çeviri: Sebati Samet KOÇ
Henüz görevine bile başlamadan ABD’nin 47. Başkanı Donald Trump’ın Grönland ve Kanada’yı ABD sınırlarına dahil etmek istemesi uluslararası gündeme bomba gibi düştü. Aslında bu durum bir ilk değildi. Trump, Grönland’ı Danimarka’dan satın almak istediğini ilk defa 2019’da dile getirmişti.
Tarih bazen dolambaçlı şekilde da olsa kendi yolunu buluyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında Friedrich Naumann’ın “Mitteleuropa” vizyonu, dönemin şartlarında gerçekleşemedi belki, ama bugün Avrupa Birliği çatısı altında farklı bir formda hayat bulmuş durumda.
Akdeniz havzası, insanlık tarihinin en eski ticaret ve etkileşim alanlarından biri olarak, medeniyetlerin kesişme noktasında yer almıştır.
Gelinen noktada Venezuela, yalnızca bir ülkenin iç siyasi krizi değil; egemenlik, güç kullanma yasağı ve demokratik meşruiyet gibi uluslararası düzenin temel ilkeleri arasında sıkışmış bir sınav alanı hâline gelmiştir.
Şam’ın, Hayat Tahrir el-Şam liderliğindeki militan grup tarafından ele geçirilmesiyle Beşar Esad’ın 24 yıllık ve Baas rejiminin 61 yıllık yönetimi tarihe karıştı. Elbette bu olayın İran üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.