Connect with us

Hi, what are you looking for?

Köşe Yazıları

Emir Abbas Gürbüz yazdı; Tartışmalı ABAD Kararı, AB Üye Devletlerinin Dış Politika Tercihlerine Müdahale Anlamına mı Geliyor?

Geçen hafta Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), Batı Sahra’nın AB-Fas Ticaret Anlaşmalarından dışlanmasına, özellikle de Batı Sahra’dan gelen ürünlerin etiketlenmesine ilişkin bir karar aldı. Bu karar, mahkemenin önceki hükümleri ve yaklaşımlarıyla tutarlı olsa da, 2019’daki son kararından bu yana değişen siyasi atmosfer nedeniyle tartışmalara yol açtı.

 

Batı Sahra Anlaşmazlığının Hukuki Arka Planı

Fransa ile Almanya arasında Agadir Krizi’nin çözülmesinin ardından Fransa, Fas’ın bin yıllık egemenliğine son vererek bir sömürge yönetimi kurdu. 1912’de Fransa ve İspanya, bir ikili anlaşma imzaladı ve Fransa, bazı Fas topraklarını İspanyol idaresine devretti. İspanya, Cape Juby’yi (Batı Sahra’ya komşu olan Fas’ın Güney Bölgeleri) İspanyol Sahrası ile tek bir yönetim birimi olarak idare etti. Bu durum, dekolonizasyon dönemi boyunca hukuki talepler açısından önemli bir olgu olarak kabul edildi.

1956’da Fransa, Fas Krallığı’na tam bağımsızlık verdi ve bölgedeki Fransız sömürge yönetimini sona erdirdi; ancak İspanyol Fas ve İspanyol Sahra, İspanya’nın kontrolü altında kalmaya devam etti. Fas’ın bağımsızlığının ardından Fas ve yerel halk, İspanyol Sahra’ya karşı savaş açtı ve bu savaş, Fas’ın Cape Juby’yi geri almasıyla sonuçlandı. 1976 yılında, İspanya, Fas ve Moritanya arasında Madrid Anlaşmaları imzalanarak Batı Sahra’nın dekolonizasyon ve bölünmesi kararlaştırıldı. Bu anlaşma, aynı zamanda İspanya’nın bölgeden tamamen çekilmesini öngörürken, Batı Sahra halkının temsil organı olan Cema’ya yetki tanıyordu. Ancak Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Batı Sahra’nın kendi başına devlet olma kriterlerini taşıdığı gerekçesiyle bu taraflardan hiçbirinin bölgenin kaderi üzerinde karar verme hakkına sahip olmadığına hükmetti.

UAD, bu şekilde bir dekolonizasyon gerçekleşemeyeceğini iddia etse de bazıları, Britanya Kıbrısı’nın dekolonizasyonunun Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında imzalanan Londra-Zürih Anlaşmaları ile, ayrıca Kıbrıs’taki toplum liderlerinin katılımıyla gerçekleştiğini savunmaktadır.

Günümüzde Fas, Batı Sahra’nın büyük ölçüde kıyı bölgelerini kontrol ederken, Polisario Cephesi kısmen tanınan Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni yönetmekte ve iç çöl bölgelerini elinde tutmaktadır. Birleşmiş Milletler, Batı Sahra’yı dekolonize edilmemiş bir bölge olarak listelemekte ve Polisario Cephesi’ni Batı Sahra halkının meşru temsilcisi olarak tanımaktadır. Bu nedenle, Fas’ın Batı Sahra üzerindeki yönetimi uluslararası hukuk açısından tartışmalı olmaya devam etmektedir.

 

Uluslararası Toplumun Batı Sahra’ya Yaklaşımı

Şu anda çoğunluğu Afrika ve Latin Amerika ülkeleri olmak üzere 46 BM üyesi devlet, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni egemen bir devlet olarak tanımaktadır. Bunun yanı sıra, daha önce tanıma kararı almış 39 BM üyesi devlet zaman içinde bu tanımayı geri çekmiş veya askıya almıştır.

AB üyesi devletler, Batı Sahra konusunda farklı tutumlar benimsemektedir. Fransa, İspanya, Hollanda ve Polonya gibi ülkeler, Batı Sahra’ya özerklik tanınmasını destekleyerek Fas’ın tutumunu benimsemekte ancak ilhakı resmen tanımamaktadır. Öte yandan Almanya ve Belçika, Batı Sahra halkının kendi kaderini tayin hakkını kabul etmekle birlikte Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni tanımamaktadır. Her iki yaklaşım da hukuki tanıma anlamına gelmemekle birlikte, Fas’ın özerklik teklifini destekleyen ülkeler fiilen Fas’ın bölge üzerindeki egemenliğini onaylamaktadır.

Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri 2020’de, İsrail ise 2023’te Fas’ın Batı Sahra üzerindeki tam egemenliğini resmen tanımıştır. Bu tanımalar, uluslararası toplumun tutumunda Fas lehine bir değişime işaret etmektedir.

 

AB ve Fas İlişkileri

AB üye devletlerinin Batı Sahra konusunda farklı politikaları olsa da bu toprak anlaşmazlığı, AB-Fas ilişkilerinde birincil gündem maddesini oluşturmamaktadır. Avrupa Birliği’nin Fas’tan tarım ve balıkçılık ürünleri ithalatı konusunda uzun bir geçmişi vardır. Ayrıca, AB, insan kaçakçılığı ve yasa dışı göçle mücadelede Fas ile iş birliği kurmayı hedeflemektedir.

Ukrayna’daki savaşın dünya gıda güvenliğini tehdit etmesi ve süregelen göç krizini göz önünde bulundurduğumuzda, Avrupa Birliği, Fas ile daha güçlü ilişkilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bu durum, Fransa’nın Batı Sahra politikasındaki radikal değişiminin ve İtalya’nın Fas’ın Batı Sahra ihtilafını çözme çabalarına daha olumlu bir yaklaşım sergilemesinin gerçek nedeni gibi görünmektedir.

AB üyeleri ve batılı dünyadaki tutum değişikliklerinin aksine, ABAD kararının ilişkilerin geliştirilmesinin pratik sonuçları üzerinde olumsuz bir etkisi olacaktır.

 

Politika Geliştirme Açısından Mahkeme Kararları

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın rolü, mahkeme kararları aracılığıyla Avrupa entegrasyonuna katkı sağlamaktır. Ayrıca, mahkeme, üye devletlerin iradesine rağmen de lege ferenda geliştirme rolünü kendisine atamıştır. Kimileri bu politikayı ilerici bir adım olarak değerlendirirken, bazıları bu tutumu üye devletlerin egemenliğine zarar verici olarak eleştirmektedir. Mahkeme zamanla daha fazla uluslarüstü pozisyonlara eğilim göstermekte ve üye devletlerin tercihlerini göz ardı etmektedir. Bu durum, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın karar alma kalıplarından daha fazla uluslarüstü eğilim gösterdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Ülkeler, dış politikada tercihlerinin özgürce belirlenmesi hakkına sahipken, mahkemenin kararı, üye devletleri uluslararası bir konuda politika benimsemeye zorlamaktadır. Bu tür tartışmaların Birlik etrafındaki Avrupa karşıtı hareketleri beslemesi doğaldır. Bu tür kararlar ayrıca, AB mahkemesinin fazla yetki kullanması ve BM organı olan Uluslararası Adalet Divanı’nın yerine geçmesi şeklinde eleştirilere yol açmaktadır.

Kararın, benzer anlaşmazlıkların uluslararası ticaret hukukunda nasıl ele alınacağı konusunda bir emsal teşkil edebileceği ve bu durumun diğer ihtilaflı bölgeleri içeren gelecekteki anlaşmaları etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Mahkemenin uygunluk incelemesi yalnızca AB ile Fas arasındaki diplomatik ilişkileri yansıtmakla kalıyor, aynı zamanda Batı Sahra halkının ekonomik gelişimini de etkiliyor. Mahkeme, Batı Sahra halkına anlaşmaya onayının sorulmadığını göz önünde bulundururken, Sahravi kökenli nüfusun neredeyse yarısının Fas vatandaşlığı almış olduğunu ve Batı Sahra’da yaşadığını göz ardı etmektedir. Dahası, Fas’taki tüm Sahravi halkı oy kullanabilir ve Fas Parlamentosu’na temsilciler gönderebilirken, Sahravi halkını temsil eden ve BM tarafından tanınan Polisario Cephesi, kontrol ettiği bölgelerde herhangi bir demokratik seçim düzenlememektedir.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Köşe Yazıları

Basra Körfezinin girişinde yer alan Abu Musa, Küçük ve Büyük Tund adaları 1971 yılında İran tarafından adaların ilhak edilmesinden itibaren günümüze kadar geçen sürede...

Köşe Yazıları

En sonda söylemek gerekeni en başta söyleyelim; Türkiye bu projeyi tamamlayacak, öngörülebilir gelecekte de tamamlamaktan başka bir seçeneğe sahip değil. Bu mecburiyetin gerekçeleri ayrı...

Köşe Yazıları

Yunanistan, önümüzdeki 6 yıl içerisinde sahip olacağı kabiliyetler sayesinde, olası bir çatışmanın 8. saatinde; Tüpraş ve Aliağa rafinerileri; Gölcük ve Aksaz donanma üsleri, Arifiye...

Köşe Yazıları

1949 yılında kuruluşunun hemen ardından İsrail’i resmen tanıyan ilk Müslüman ülkenin Türkiye olması, Tel Aviv ile Ankara arasındaki ilişkileri başından itibaren özel kılan önemli...

Exit mobile version