Giriş
Rusya Devlet Başkanı Putin ile Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump arasında gerçekleştirilen ve Yalta konferansı benzetmesi yapılan tarihi Alaska zirvesi, ardından muhtemelen burada görüşülen konuların Avrupalı liderlere aktarıldığı Washington’da Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ve Avrupalı liderler ile Başkan Trump arasında beyaz sarayda gerçekleştirilen toplantılar 2022 yılından bu yana süren Rusya-Ukrayna savaşı bitirmek üzere umutları yeşertti. Bu görüşmelerin sonunda Avrupa’da yeniden bir barış tesis edilse bile, bu savaş veya çatışma adına ne denirse densin, önümüzdeki dönemde Avrupa ve Batı Güvenlik Mimari yapısını derinden değiştirecek politikaların düşünülüp hayata geçirilmesini sağladı.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Avrupa’da güvenlik ve savunma politikaları uzun süre ikincil önemde görülmüş, kıtanın geleceği ekonomik bütünleşme, normatif değerlerin yaygınlaştırılması ve barışçı işbirliği çerçevesinde kurgulanmıştı. Avrupa Birliği’nin (AB) “normatif güç” söylemi bu dönemin ruhunu yansıtırken, güvenlik harcamalarının birçok devlet için kamuoyunda tartışılan, hatta gereksiz bir kalem olduğu algısı yerleşti. Ancak 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve özellikle 2022’de başlayan Ukrayna savaşı, Avrupa’nın güvenlik algısında köklü bir kırılmaya yol açtı. Bugün Avrupa’nın yeniden silahlanması yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve teknolojik bir zorunluluk olarak tartışma konusu haline geldi.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik saldırısı, Avrupa güvenlik mimarisinde uzun süredir ertelenen tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşımıştır. Özellikle “stratejik özerklik” kavramı, artık teorik bir hedef değil, uygulanması gereken somut bir stratejik yönelim olarak ele alınmaktadır. Avrupa Birliği, savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla “White Paper on Defence and Readiness 2030”, “Rearm Europe” ve “SAFE Programı” gibi politika belgeleri yayımlamış; ortak fonlar ve entegrasyon planlarıyla kıtasal bir caydırıcılık oluşturmayı hedefleyen adımlar atmıştır. Bu süreç, finansal kısıtlar, kurumsal uyum sorunları ve siyasi meşruiyet tartışmalarıyla sınansa da, AB kurumları açıklanan hedeflere ulaşmada kararlı adımlar atmaktadır.
Stratejik Özerklik & Ukrayna Savaşı
Avrupa’nın güvenlik politikalarında aslında kökeni 1998 yılında kadar giden “stratejik özerklik” kavramı, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte artık ertelenemez bir gündem oldu. İlk defa 2013 yılındaki Avrupa Konseyi devlet başkanları zirvesinde resmi belgelere giren Stratejik Özerklik, Avrupa’nın savunma sanayisini daha entegre, sürdürülebilir, yenilikçi ve rekabetçi olmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. AB’nin savunma olarak stratejik özerklik kazanması gerektiği Haziran 2016’da “Avrupa Birliği Global Strateji Belgesi’nde de kendine yer bulmuştu. Covid 19 pandemi döneminde, toplumsal sağlığı tehdit eden bir salgın durumunda etkin bir şekilde mücadele etme amacıyla tekrar gündeme gelse de, bu kavram, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, ABD ve NATO’nun bu çatışmadaki sınırlı caydırıcılığı, Avrupa’nın caydırıcılık konusunda kendine yeter hale gelmesinin zorunluluğunun anlaşılması ile önem kazandı.
Özellikle, Emmanuel Macron’un Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlayabilen bağımsız bir aktör haline gelmesi yönündeki çağrıları savaşla birlikte daha geniş kabul görmeye başladı. Yine de Avrupa ülkeleri arasında özerklik fikrine yönelik algı farklılıkları bulunuyor. Batı Avrupa, daha fazla entegrasyon ve ortak savunma yatırımlarını desteklerken; Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ulusal kapasitelerinin yetersiz olduğunu ve bu nedenle, NATO ve ABD’nin caydırıcılığının halen birincil güvence olduğunu düşünmektedir.
Öte yandan savaş, Avrupa ordularının modern tehditlere karşı yetersizliklerini net olarak açığa çıkardı. Ukrayna’ya muhimmat desteği sağlarken stokların hızla tükenmesi, hava savunma sistemlerindeki yetersizlikler ve AB içindeki 27 devletin silahlarındaki farklı ulusal standartları nedeniyle koordinasyonda yaşanan zorluklar, kıtanın savunma kapasitesinde ciddi zaafiyetler bulunduğunu ortaya koydu. Bu durum, sadece siyasi iradenin değil, aynı zamanda güçlü bir endüstriyel ve teknolojik dönüşümün de şart olduğunu kanıtlamaktadır.
AB Planları ve Entegrasyon
Ukrayna savaşı sonrası güvenlik ortamındaki dönüşüme cevap olarak kapsamlı bir yeniden silahlanma süreci başlatıldı. Bu çabanın merkezinde, üye devletlerin dağınık ve parçalı savunma politikalarını daha uyumlu hale getirmeyi amaçlayan planlar bulunuyor. Bu aslında, AB’nin her alanda olan güçlü entegrasyonunu savunma alanına genişletmek anlamına gelmektedir.
Avrupa Birliği (AB) kurumları savunma harcamalarında kullanılacak ortak fonlar, White Paper for European Defence – Readiness 2030 (Avrupa Savunması için Beyaz Belge – 2030 Hazırlığı) ve Single Market for Defence (Savunma için Tek Pazar) gibi planlarla savunma alanındaki kapasite artırımı, yatırım ve entegrasyon sürecini yönlendirmeye çalışmaktadır.
Bu çerçevede, Ocak 2025’te Avrupa Savunma Ajansı (EDA) Başkanı Kaja Kallas “Single Market for Defence” (Savunma Tek Pazarı) vizyonunu duyurdu. Bu plan, parçalı tedarik zincirlerini birleştirmeyi, maliyetleri düşürmeyi, üretilen muhimmat ve teçhizatların tüm üye ülkelerle uyumluluğunu(interoperability), ortak silah sistemleri inşa edilmesini ve Avrupa’yı küresel savunma sanayiinde daha rekabetçi hale getirmeyi hedefleyen bir vizyon sunuyor.
Mart 2025’te AB’nin yayımladığı “White Paper on Defence and Rearm Europe Plan 2030”, kıtanın 2030’a kadar caydırıcı, esnek ve bağımsız bir savunma mimarisi inşa etmesini hedefliyor. Bu belge, savunma yatırımlarının artırılması, ortak satın alma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve askeri kapasitenin bütünleştirilmesi için yol haritası çizmektedir.
Uzun zamandır teorik olarak konuşulan ve zorunluluk olarak tartışılan tüm planlar ve ilan edilen çeşitli politika belgeleri içerisinde ’Rearm Europe” en dikkat çeken ve somut olarak atılan adım olarak değerlendirilebilir. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından Mart ayında ilan edilen bu planla, Avrupa Birliği ülkelerinin önümüzdeki birkaç yıl içinde mali dengelerini bozmadan savunma harcamaların kullanmak üzere toplamda 800 milyar dolarlık bütçe bir ayırması hedefleniyor. Diğer yandan, “Rearm Europe” planının bir parçası olarak açıklanan “Security Action For Europe” planı direkt olarak ortak savunma yatırımlarında kullanılmak üzere üye ülkelere tahsis edilmek üzere 150 milyar dolarlık bir düşük faizli kredi tahsisi planlanıyor. Buna ek olarak SAFE programı kapsamında, üye ülkeler savunma harcamalarını arttırırken AB’nin bütçe açığı kısıtlamalarını aşabilmeleri adına ‘ulusal kaçış maddesi’ni (national escape clause) devreye sokabilecekler.
Halihazırda, AB’yi oluşturan 27 üyeden 16’sı, AB’nin bütçe istikrar kurallarından muafiyet talep ederken, savunma yatırımlarının maliyetli yapısı, kamuoyunda sosyal harcamalara, eğitime, iklim değişikliği ve çevre gibi konulara ayrılabilecek kaynakların askeri alana kaydırıldığı eleştirilerini beraberinde getiriyor. Ancak gelinen durumda, Rusya’dan gelen tehdit algısı ve artık ABD’nin savunma şemsiyesinde özerk bir yapı olabilme hedefi, Beyaz Kitap’ta değinilen Çin’in yükselişi, Orta Doğu ve Afrika’daki belirsizlikler gibi diğer tehdit algılamaları bu tartışmaları ikinci plana itmektedir. Dolayısıyla güvenlik konusu artık AB için bir “maliyet” değil “zorunluluk” olarak görülmektedir.
ABD–AB–NATO İlişkileri: Transatlantik Dengenin Yeniden Tanımı
Avrupa’nın yeniden silahlanma süreci, NATO ve ABD ile olan ilişkilerden bağımsız düşünülemez. Her ne kadar Avrupa Birliği, beyaz kitaplar ve SAFE programı gibi girişimlerle kendi stratejik özerklik vizyonunu geliştirmeye çalışsa da, güvenlik mimarisinin bel kemiğini hâlâ NATO oluşturmaktadır. Yine de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ile başlayan süreçte, ABD’nin AB’nin savunma harcamalarını arttırmalarına yönelik uyarıları, “eski kıta”nın güvenliğinin yalnızca ABD güvencesi altında sürdürülemeyeceğinin işaretleri olarak görülmekteydi.
Bu çerçevede NATO’nun son zirvesinde alınan kararlar kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Zirvede, üye devletler 2035 yılına kadar savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının en az %5’ine çıkarmayı taahhüt etmiştir. Bu karar, Avrupa devletlerini savunma bütçelerinde radikal artışlar yapmaya zorlayacaktır. Bunun yanında, Avrupa’nın başlattığı 650 milyar avroluk bütçe oluşturma planı, 150 milyar avroluk ortak alım programı ve entegrasyon planları, NATO’nun bu hedefiyle uyum içinde olduğu görülmektedir. Bu bakımdan, AB’nin yeniden silahlanma çabaları, ittifakın genel stratejik hedefleri ile paralel olarak ilerlemektedir.
ABD açısından bu süreç, uzun süredir dile getirilen “yük paylaşımı” talebinin karşılık bulması anlamına geliyor. Trump yönetimindeki Washington, Avrupa’nın güvenliğini tek başına üstlenmek istemediğini açıkça belirtmiş; özellikle Rusya ile gerilimin tırmandığı Doğu Avrupa’da daha fazla Avrupalı inisiyatif beklediğini vurgulamıştı. Tüm bu tartışmaların içerisinde zaman zaman ABD’nin eski kıtayı tek başına bıraktığı düşünülüp, “yalnız Avrupa” gibi senaryolar gündeme gelirken, AB’nin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin transatlantik ittifakını daha dengeli ve güçlü kılması olası sonuç olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, Almanya’nın Zeitenwende 2.0 ile savunma bütçesini kalıcı biçimde artırması ve Fransa’nın stratejik özerklik vizyonunu NATO çerçevesiyle uyumlu hale getirmeye çalışması, AB’nin aldığı diğer inisiyatifler, Washington tarafından olumlu karşılanmaktadır.
NATO’nun Doğu Avrupa’daki rolü de bu süreçte değinilmesi gereken bir başka konudur. Rusya tehdidinin en yakından hissedildiği Baltık ülkeleri, Polonya ve Romanya gibi devletler için NATO’nun varlığı bir güvenlik garantisi niteliğindedir. ABD öncülüğünde ittifakın doğu kanadına ek kuvvetler konuşlandırılması, hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve ortak tatbikatların artırılması, bölgedeki caydırıcılığı katkı sağlamaktadır. Bu gelişmeler, AB’nin kendi savunma planlarını uygularken NATO ile uyum içinde kalmasının zorunlu olduğunu göstermektedir. Aksi halde, özellikle doğu kanadında güvenlik zaafa uğrayabilir.
Silahlanma Sürecine Yönelik Eleştiri ve Sınamalar
Avrupa’nın yeniden silahlanma süreci, stratejik bir zorunluluk olarak görülse de ciddi sınamalar ve eleştirilerle karşı karşıya. İlk olarak finansman meselesi ön plana çıkıyor. On altı üye devletin, savunma harcamalarını artırmak için bütçe istikrar kurallarından muafiyet talep etmesi, mali disiplin ile güvenlik ihtiyaçları arasında bir seçim yapılması veya denge kurulması için çaba gösterilmesi gerektiğine işaret ediyor. Artan askeri harcamalar sosyal harcamalarla yarış içinde ve bu durum kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açıyor. Uzun yıllardır anti-militarist bir kültürle yaşayan Avrupa kamuoyonu bütçelerin silahlanmaya yönlendirilmesi konusunda ikna etmek de ayrı bir görev haline gelmiş durumda.
İkinci olarak, entegrasyon sürecinde hem teknik hem de siyasi olarak çözülmesi gerek birçok başlık bulunuyor. Avrupa ordularının farklı standartlara, silah sistemlerine ve tedarik zincirlerine sahip olmasının kıtada muhimmat ve teçhizatların kitlesel olarak üretiminde verimliliğin düşmesine sebep olduğu vurgulanıyor. SAFE programı ve 150 milyar avroluk alım planı bu verimsizlik ve parçalı yapıyı azaltmayı hedeflese de, ulusal çıkarlar entegrasyon planlarının aşması gereken bir başka sınama olarak ortaya çıkıyor. Fransa savunma sanayisinin avantajlı konumunu korumaya çalışırken, Rusya’ya yakın coğrafi konumları nedeniyle kendilerini doğrudan tehdit altında hisseden Doğu Avrupa ülkeleri hızlı ve ucuz çözümler talep ediyor. Bu iki farklı yaklaşım, AB’nin “tek savunma pazarı” vizyonunun hayata geçmesi için aşılması gereken bir mesele durumunda.
Üçüncü olarak, siyasi meşruiyet sorunu gündeme gelmektedir. Stratejik özerklik hedefi bazı ülkelerde ABD’ye mesafe koyma girişimi olarak algılanmakta ve bunun transatlantik bağları zayıflatabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, eğer tüm bu süreç ABD’siz “Yalnız Avrupa” senaryosuna dönerse, Avrupa’nın hem askeri hem de diplomatik açıdan büyük bir güvenlik riski altında olacağı konusunda endişeler ifade edilmektedir. Ayrıca, silahlanmanın barışçıl kimliğiyle öne çıkan AB’nin değerler sistemiyle çeliştiği yönünde görüşler de dile getirilmektedir.
Bu bakımdan, Avrupa’nın yeniden silahlanması, askeri kapasiteyi artırma yönünde kaçınılmaz bir adım olsa da; bütçe, entegrasyon, siyasi meşruiyet ve değerler boyutunda çok sayıda eleştiriyi beraberinde getirmektedir. Bu sınamalar, sürecin hızını ve kapsamını belirlenmesinde önemli faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sonuç
Ukrayna savaşıyla hızlanan Avrupa’nın yeniden silahlanma süreci; yalnızca askeri bir kapasite inşası değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik bir dönüşüm anlamına gelmektedir. AB’nin silahlanmasının siyasi nedenlerini, ekonomik maliyetini ve hedefini ortaya koyduğı White Paper (Beyaz Kitap), Rearm Europe, SAFE, Single Market for Defence (Tek Savunma Pazarı) gibi plan ve vizyonlar kıtanın daha koordineli ve güçlü bir savunma yapısına yöneldiğinin önemli göstergeleridir. Bu adımlar bütçe kısıtlamaları, kamuoyu tepkileri ve ulusal çıkar çatışmaları gibi sınamalarla karşılaşsa bile, gelinen noktada AB’nin kendini savunma hedefine ulaşmada kararlı olduğu anlaşılmaktadır.
Bunun yanında, Rusya’dan gelen tehdit algısı ve ABD’nin yük paylaşımı talepleri, NATO’nun savunma harcamalarının bütçe içerisindeki payının %5’e çıkarılması yönündeki kararları, Avrupa’yı bu yolda ilerlemeye zorlamaktadır.
Sonuç olarak Avrupa, daha önce mali yük ve gereksiz olarak gördüğü ve bu şekilde propagandasını da yaptığı savunma alanında, kıtanın gelecekteki güvenliğini sağlamak amacıyla geniş kapsamlı bir yatırım, dönüşüm ve entegrasyon süreci başlatmış durumdadır.
Kaynaklar:
https://americangerman.institute/2025/04/germanys-zeitenwende-2-0-this-time-for-real/
https://www.touteleurope.eu/l-ue-dans-le-monde/qu-est-ce-que-l-autonomie-strategique-europeenne/
https://www.europarl.europa.eu/thinktank/en/document/EPRS_BRI(2025)769566
https://www.ouest-france.fr/politique/defense/plan-de-rearmement-europeen-de-quoi-ont-vrai ment-besoin-les-armees-du-vieux-continent-47a51782-f83a-11ef-b38f-dff807deb5c8
https://www.iris-france.org/le-programme-de-rearmement-safe-de-lue-et-ses-consequences-potentielles/
https://www.politico.eu/article/europe-bet-transform-defense-weakness-secret-weapon-growth/
https://cepa.org/article/europe-very-well-alone/
https://cepa.org/article/europes-5-pledge-must-buy-10-fold-edge/
https://www.lemonde.fr/international/article/2025/05/01/rearmement-de-l-europe-seize-pays- de-l-ue-demandent-d-etre-dispenses-des-regles-de-stabilite-budgetaire-pour-pouvoir-augmenter-leurs-depenses-militaires_6602051_3210.html
https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/pt/qanda_25_790
